Bayramınız Mübarek Olsun

yorum yok
0 views okuma
18 Ağustos, 2012

İslâm dünyasının perişan hali yüzünden yaşadığımız Ramazan aylarından sonra mahzun bayramlar hiç kimseye garip gelmiyor. Her gün yüzlerce kişinin öldürüldüğü Ortadoğu coğrafyası yanında, dünyanın pek çok yerinde Müslüman kanı akıyor. Myanmar veya eski Burma’nın öldürecek kadar tehlikeli gördükleri zavallıları Bengladeş sığınmacı bile almıyor.

Esasen Ramazan’da Müslümanlara savaş açılması çok yeni bir şey değil. Başlangıçtan beri bu hep böyle olmuştur. Ebu Cehil kumandasındaki Kureyşli müşrikler de böyle bir Ramazan ayında Peygamberimize saldırmış; Bedir Savaşı Ramazan orucunun farz olduğu yıl yapılmıştı. İnşallah bu saldırılar Kureyş ordusu gibi onları da perişan edecek, belki ABD gücü de Ebu Cehil gibi bu savaşın sonunda yok olacaktır. Bunların sonunu belirleyecek olan, biraz da Müslümanların sabrı, ihlâsı ve tevekkülüdür. Bedir Savaşı’nda İslâm ordusunun üç misli düşman karşısındaki zaferi, ilâhi yardımlar sayesinde olmuştur. Buna cami cemaati kadar çok az insan inanır. Halbuki Bedir Savaşı’nda meleklerin yardımına Kur’an ayetleri şahittir.

Her zafer sabırla ve kararlılıkla elde edilebilir. Önemli olan ABD’nin öncülüğündeki şer güçlerinin barış ve demokrasi getireceğiz diye giriştiği savaşın amacını ve nihai hedefini kavrayabilmektir. Aslında ABD’deki şahinlerin İslâm dünyasını kızılderilileştirme çabalarına dikkat edersek şunu görürüz: Müslümanları kızılderilileştirirken, Irak, Suriye ve benzeri istikrarsız İslâm ülkelerinin halkını da Talibanlaştırmaya çalışıyorlar. Bu kademeli projenin bizden taşeronları olmasa ABD ve müttefiklerinin başarılı olması mümkün değildir.

Öte yandan, cami kültürüne karşı sistemli ve adım adım ilerleyen bir tutum da gözlerden kaçmıyor. Camiye düşman olanların onunla okulu karşı karşıya getirme çabalarının büyük ve gösterişli camilere karşı çıkarak başka bir boyut kazandığını söyleyebiliriz.

Bu yıl bu türden tuhaflıklara bir de İslamcılık tartışmasıyla Müslümanlar da katıldılar.

RAMAZAN ŞENLİKLERİ VE GARİPLİKLER

“Şehr-i Ramazan” çok farklı, müstesna bir aydır. İnsanların yaşadığı beldeler arasında kutsal yerler olduğu gibi kutsal dönemler de vardır. İçinde Kadir Gecesi’nin bulunduğu Ramazan böyle bir aydır. Kur’an bu ayda inmiş ve Kadir Gecesi, içinde böyle bir gece olmayan bin aydan daha hayırlı diye ifade edilmiştir. Bu ayı şenlik ayına dönüştürmek de din tartışmalarıyla huzursuzluğa yol açmak da yanlış… Çünkü Ramazanın ruhuna ikisi de aykırı…

Her şeyi Ramazan çevresinde düşünebilirsek manası daha iyi anlaşılabilir.  Böyle bir ayda huzur içinde yaşamak ve hayatî faaliyetlerini asgarîye indirerek Allah için oruç tutmak isteyen insanları kimsenin huzursuz etmeye hakkı yok. İbadet hürriyetini güvence altına alması gereken devletin, bu ayda Müslümanları çeşitli şekillerde rahatsız edenlere izin vermemesi gerekir. Laik devlet her türlü inanca eşit mesafede ise, dine saygısızların dindarları rahatsız etmesini önlemeyi görevleri arasında saymalıdır. Böyle konularda duyarlı olmayan idarecilere halkın saygı duymasını kimse bekleyemez.

Bir köşede oturarak dini sadece tespih, takke, şalvar ve çarşaftan ibaret görenlerle bunları irticaın sembolü gibi gösterip dininin gereklerini yerine getirmeye çalışanları potansiyel suçlu gibi görenler var. Bu arada, dinî motiflerle tarikat ve tasavvuf gibi bu milletin gönlünde müstesna bir yere sahip olan değerleri menfaatlerine alet edenler yok değil. Mevlâna, Yunus Emre, Hacı Bayram ve Hacı Bektaş Veli gibi şair evliyalarla dinini ve milliyetini idrak etmiş halkı gerçekten istismar eden insanlar da var. Fakat bunların varlığı, dinin ve tarikatların hakikatini inkâr etmeyi ve dindar halkı üzecek yayınlar yapmayı haklı göstermez. “Alisiz Alevilik” diyenlere kızarak Ehl-i Beyt muhabbetini terketmenin yanlış olduğu gibi. Halbuki bu insanlar Anadolu’da bin yıldır yaşıyor da böyle konuşmuyordu.

O yüzden ben Dinler Arası Diyalog kadar Alevi Çalıştayları’ndan da hiçbir olumlu sonuç çıkmayacağına, her bölge dini cemaatının kendi doğrularıyla yaşayacağına inanıyorum. Bayramların bayram olması cami kültürüyle halkın kaynaşması sayesinde mümkündür.

Bütün bunlar dikkate alınınca, son yıllarda Ramazan aylarının rahmet ayı değil, karmaşık hesapların otaya konduğu zahmet ayı haline geldiğini görüyoruz. Böyle bir rahmet ayının söylemi ibadet huzurunu bozacak nitelikteyse, bunun her çevrede sorumlusu olması gerekir.

İSLAM DÜNYASININ HALİ VE İSLAMCILIK ELEŞTİRİSİ

İslâm dünyasının perişan hâline bakıp bunda bizim sorumluluğumuz ne kadar diye düşünmek zorundayız. Çünkü bir ülkenin gerçek sınırları haritada görünenden ibaret değildir. Yeni güvenlik kavramı, artık tehlikeyi kaynağında halletmeyi gerektirdiği için, herkes meseleleri çok boyutlu düşünmek durumunda. Dolayısıyla, bugün bir ülkenin güvenliğini koruma meselesi, iki kutuplu dünya dönemindekinden beter bir tehlike atmosferi ortaya koyuyor. Bunu da paranoyalarla oluşturulmuş, yoktan iç tehditlerle görmezlikten gelme imkanı yoktur. Olsa olsa medyatik oyalamalarla insanları bir süre uyutmuş olursunuz.

Yaşadığımız zamanın olumsuzluklarını düşünerek günlerimizi zindan etmek manasız. 20. yüzyılın büyük Nakşi mürşitlerinden olan ve “Dede Paşa” nâmıyla mâruf Bayburtlu Musa Başkurt şöyle söylüyor: “Âlemi kurtarmak Allah’a mahsus, her ferdin kendi mesuliyetlerini ifa ederek kurtulmaya çalışması lâzım.” Böylece, evliyalara mahsus bir inceliklere, insanların umutsuzluğa düşmesine engel oluyor, ama bu türden hiçbir söz, dünyanın dört bir köşesinde akan Müslüman kanının acısını dindirmiyor. İçimizin yangını bir süre daha devam edecek…

Yakın zamana kadar her yıl Türkiye’de ve dünyada Müslümanlara yönelik baskılar biraz daha artar, tesettürden sonra Hac ve Kurban yükümlülüklerini yerine getirmesi için engelleyici hususlar birbiri peşinden ortaya çıkarılırdı. Biraz rahatlama başlayınca, bazı Müslümanlar sanki bu rahatlıktan rahatsız olmaya başladılar. Öyle ki, derin devlet mensuplarının paranoya derecesine varan korkuları yüzünden merkez medyanın sürekli Müslümanlara ve İslâm’ın sembolü olan şeylere saldırmalarına alıştıklarından olacak, bu kez özeleştiri görünüşlü tuhaf tartışmalar başladı. Camilerin konumu ve şekliyle İslamcılık tartışmaları da bunlardan…

Şehirlerde tepelere yapılacak büyük ve gösterişli camileri İslâm’ın ruhuna uzak gibi göstermeye çalışanlar, aslında Müslümanlığın bu ülkede görünür olmasını istemeyen siyasal yapının taleplerine uygun hareket ettiklerini fark etmiyorlar. Cumhuriyet elitlerinin tavrını şöyle bir hatırlamaya çalışalım: Devlet talebi olacağından korktukları Müslümanların ibadetlerini kamusal alandan sürüp çıkarmak istedikleri gibi özel hayatlarından da çıkararak baskı altında alma çabasındaydılar. Ezan sesini bunun için kısmaya çalışıyorlardı. Diyaneti de buna memur yapmaya çalışıyorlardı. Bu ülkede çok cami yapıldığından şikayet eden Başkan vardı.

Öte yandan, Akif Kuruçay’ın şöyle özetlediği bir İslamcılık tartışması da şaşırtıcıydı:

“Tartışmanın işaret fişeği başta da dediğimiz gibi Ali Bulaç’ın İslamcılığın seyrinden bahsettiği köşe yazısı oldu. Bulaç İslamcılığı 3 nesle ayırdı ve İslamcılığın 1850’li yıllarda tarih sahnesine çıktığını ifade etti. Ali Bulaç’ın kronolojik tasnifine göre birinci nesil İslamcılık 1850-1924; ikinci nesil İslamcılık 1950-2000; üçüncü nesil İslamcılık 21. yüzyılın ilk yıllarıyla başlayıp halen sürüyor. Sonraki yazısında ise İslamcılığın tanımını yaptı ve ‘Kitabın bir bölümüne inanıp bir bölümünü inkar etmeyi’ göze alamayan her Müslüman bittabi ve bizzarure İslamcıdır” diyerek tartışma içinde yeni bir tartışma konusunu ortaya koydu. Doktora tezini ‘İslamcılık’ üzerine yapan Mümtaz’er Türköne ise İslamcıların Türkiye’yi ve devleti, devletinse İslamcıları değiştirdiğini söyleyip İslamcılığın ideolojik olarak çöktüğünü iddia etti. Bulaç’ın “Her Müslüman bizzarure İslâmcıdır” hükmüne karşı “Müslüman” sıfatının neden İslâmcılara yetmediğini soran Türköne, “Eski İslâmcıları kırpıp kırpıp politikacı yapıyorlar. Bu arada İslâmcılık politikada yukarılara tırmanmak için kullanılmış ve işi bitmiş bir uçan halı olarak, özenle çerçevelenip duvara asılıyor. Ali Bulaç, aksi görüşte ama müzeye kaldırılmış bir obje olarak yeterli saygıyı görüyor.” dedi.” (Yeni Şafak, 15.08.2012).

Tartışmayı doğru bir zemine oturtamayan Ali Bulaç, “en güçlü dönemini yaşadığını söylediği” İslamcılık için yeni bir hedef gösterdi: “Roman ve tiyatrodan kurtulmak lazım”… Galiba oruç kafayla yürütülen kafa karışıklığından kurtulmak bayramı da kutlamak demektir!

 islami sohbet kanalları,islami sohbet odalari,nur islami sohbet,ideal sohbet,mynet sohbet,duabahcesi,islami evlilik,islami sohbet net


Bir önceki yazımda « makalem var.

Site web editörü olan admin makale yazarlığı yapar. Site web editörü olan admin .

Benzer Yazılar

Merhaba Değerli islami sohbet siteleri İle En Güzel Arkadaşlıklara Merhaba ...

Dostluk Ve Saygı Sevgi İle Geliyoruz Kardeşliğe Önem Verenlerin Sitesi Haline ...

Sanma Mutlu Olursun Hayata Yersiz Zamansız Mutluluklar İnsana Tarafsız Duygular ...

Yorumlar



Bir Yorum Yazmak İstermisiniz ?

*