Gıybet Karşısında Mü’mini Korumak

yorum yok
2 views okuma
21 Haziran, 2013

seyyidesevim_y1pDYE6Cp3pCBotCSgwo04LRQzQwYeMxdk_90VOshspadbaHVoedBWEyM6cyy5w87YVRkLXWy0lwVNQx8pkyEWmMCENt3xKxp9EBirinci hadis-i şerif, münafıkların yaptıkları gıybetlere karşı mü’minlerin takınması gereken durumla ilgili

418/2 (Men hamâ mü’minen min münâfikın yağtâbü bihî beasallàhu meleken yahmî lahmehû yevmel-kıyâmeti min nâri cehennem, ve men remâ müslimen bişey’in yürîdü şeynehu bihi habesehullàhu alâ cisri cehenneme hattâ yehruce mimmâ kàl) Bu Ahmed ibn-i Hanbel, Ebû Dâvud, Taberânî, çok sevdiğim Abdullah ibn-i Mübarek ve İbn-i Ebid-Dünyâ gibi kaynakların yazdığı bir hadis-i şerif…

Sevgili dinleyiciler, Peygamber SAS Efendimiz buyuruyor ki: (Men hamâ mü’minen min münafıkîn yağtâbü bihî) “Gıybet eden bir münafığa karşı bir mü’mini himaye eden, koruyan, müdafaa eden müslümana Allah, kıyâmet gününde onun vücudunu, etini cehennem ateşinin zararından engelleyen, himâye eden, koruyan bir melek yaratır, vazifelendirir, o da onu korur. Kim bir müslümana onu kötülemek maksadıyla ayıplayacak, karalayacak bir şeyi, yâni yanlış, doğru olmayan bir sıfatı iftira olarak atarsa; Allah onu söylediklerini geri alıncaya, söylediklerinden vazgeçinceye kadar, cehennemin köprüsü üzerinde hapseder, durdurur.”

Aziz ve muhterem kardeşlerim! Biliyorsunuz insanlar arasında dargınlıklara sebep olan, düşmanlıklara sebep olan, toplumun huzurunu bozan hastalıklardan birisi de gıybet hastalığıdır. Gıybet; bir müslümanın, bir insanın olmadığı yerde, onun gıyabında, aleyhine bir şeyler söylemektir. Doğru bile olsa onun aleyhinde konuşmaması lâzım gelirken, kusurunu söylemek ve onu gıybet etmek; bu günahtır, bunu yapmamak lâzım! Kimsenin arkasından konuşmamak lâzım!.. Söyleyecekse ilkönce gidip ona söylemeli; “Bak kardeşim, senin şöyle bir kusurunu gördüm, mümkünse bunu düzelt! Bu hatalı, şu âyete aykırı, bu hadise aykırı bunu yapma!” demeli, ikisi arasında kalmalı… Onun olmadığı yerde arkasından çekiştirmek çok ayıp, bunu yapmamak lâzım!..

Birisi böyle yaptığı zaman, öteki mü’minin hakkında konuşulan mü’mini savunması lâzım! Yâni o söylenen kusur o arkadaşta olsa bile onu savunması lâzım, himâye etmesi lâzım, gıybeti engellemesi lâzım!..

“Kim böyle bir müslümanı bir münafığın gıybetine karşı korursa, himâye ederse, Allah da onun cehennem ateşine mâruz kalmasından, vücudunun ateşte yanmasından korumak için, ona bir melek görevlendirecek.” Demek ki, hepimiz bir kere gıybet etmemeliyiz, dilimize sahip olmalıyız, bir müslümanın aleyhine konuşmamalıyız.

Ben bugüne kadar İsveç’teydim, İsveç’teyken duydum ki, burdaki güya müslüman, mütedeyyin, yâni cami cemaatinden kimseler, benim hakkımda öyle yalan yanlış sözler söylemişler ki, aslı esâsı yok, mümkün değil, çok büyük yalan, çok büyük iftira!..

Demek ki ilk önce böyle kusurları, günahları, iftirayı, yalanı söylememek lâzım! İkincisi böyle bir yalan, iftira, böyle bir söz söylenildiği zaman, hemen karalanmak istenen kimseyi korumak lâzım ve karalamak isteyen kimseyi de susturmak lâzım!.. Bunun maddî, mânevî, dünyevî, uhrevî faydaları çok… Toplum bir zarara uğramayacak, kişi de ahirette böyle güzel davranışını, toplumu huzursuzluğa sevkedecek bir şeyi egellemenin mükâfatını alacak.

“Aksine bir müslümanı karalamak için, gözden düşürmek için bir iftira atarsa; müslüman bile olsa cennete giremeyecek, cehennemin köprüsü olan sıratta durdurulacak ve o sözünden dönünceye kadar orada hapsedilecek.” diye bildiriliyor.

Allah-u Teàlâ mü’minler arasındaki muhabbeti arttırsın… Müslümanlar kardeştir, mü’minler kardeştir, bütün insanlar kardeştir. Müslüman, bütün insanların iyiliğini ister. Hattâ mü’min olmayanın bile dalâletten, günahtan, küfürden, inançsızlıktan, şirkten kurtulmasını, doğru yola gelmesini ister de onun için çalışır. Yâni bir müslüman bu kadar iyi niyetlidir, herkese karşı çok iyi niyeti vardır. Onun için, kötülük kaynaklarını kapatması lâzım, toplumun birliğini beraberliğini bozacak her şeyden kaçınması lâzım…

İkinci hadis-i şerife geçmek istiyorum. Şimdi bu birinci hadis-i şerifi tamamlamadan önce de bir şey söyleyeyim: Biliyorsunuz şeytan, insanının günahları işlemesi için o günahları zevkli ve tatlı gösterir. Yâni seve seve, tatlı tatlı, güle oynaya yapmasını sağlamak için onları süsler, allar, pullar, seve seve yaptırır. Onun için insanlara dedikodu tatlı gelir, kapı eşiğinde veyahut toplantılarda birilerini çekiştirmek, hattâ gazete sütunlarında, yayın programlarında “sosyete dedikodusu” deniliyor ve program konusu yapılıyor: “Filanca artist şöyle yapmış, filanca geceyi şöyle geçirmiş vs…”

Halbuki İslâm böyle şeyleri uygun görmüyor. Yâni insanın böyle şeylerden zevk alması şeytanın bir oyunudur. Günah olan şey zevkli olsa bile mü’min eline, diline sahip olacak, günah olan şeyi yapmayacak, yanlış işe kaymayacak, kendisini tutacak…

b. Allah’tan Başkasından Korkmamak

İkinci hadis-i şerife geçiyorum:

418/3 (Men hàfellàhe ehàfellàhu minhu külle şey’in ve men lem yehafillâhe ehafehullahu min külli şey’) Abdullah ibn-i Ömer ve diğer râvîlerden rivâyet edilmiş bir hadis-i şerif, ilâhî bir kanunu bildiriyor. Allah-u Teàlâ Hazretleri’nin kullara nasıl davrandığını, nasıl muamele ettiğini gösteren bir hadis-i şerif.

Peygamber SAS Efendimiz diyor ki: (Men hàfellàh) “Kim Allah’tan korkarsa, (ehàfellàhu minhu külle şey’in) Allah her şeyi ondan korkutur, yâni herkes ondan çekinir, ona hürmet eder, saygı duyar, onun heybeti başkalarının kalbine, aklına çöker.”

Meselâ bir kimse Peygamber Efendimiz’i görünce tir tir titrerdi, bir ay uzaklıktaki mesafadeki düşmanın yüreği hoplardı. Allah-u Teàlâ Hazretleri öyle bir heybet vermişti. Halbuki SAS Efendimiz insanların en güzeliydi en nurlusuydu, en tatlısıydı, en merhametlisiydi. Ama Allah’tan çok korktuğu için Allah da herkesi ondan korkutuyor, herkes ona karşı saygı duyuyordu.

Bir mü’min Allah’tan niye korkar, Allah güzel olduğuna göre, her şeyi güzel olduğuna göre, “Lütfu, kahrı güzel, neylerse güzel eyler.” dediğimize göre, insan Allah’tan niçin korkar? Allah’ın rızâsına aykırı bir iş yapıp rızâsını kaybetmekten, kahrına uğramaktan, lütfundan mahrum kalmaktan, rahmetinden uzak düşmekten korkar. Bu korku normal ve tabii…

Allah korkusu her türlü hayrın kaynağıdır, dürüst hareket etmenin esâsıdır, kaynağıdır. Bir insan Allah’tan korktu mu, doğru söyler, yanlış söylemez. Allah’tan korktuğu için, hesaba çekileceğini bildiği için, günah işlemekten kaçınır, yalan söylemekten kaçınır, hakkı söylememekten kaçınır, Kur’an’ın ve sünnetin emirlerindan aykırı iş yapmaktan kaçınır… Bu Allah korkusu onun için hikmetin kaynağıdır, başıdır. İnsan Allah’tan korkarsa her sözü ölçülü, bilge, hakim, mütefekkir, feylesof bir insan olur.

Onun için, Allah’tan korku insanın yüreğinde yer etmeli!.. Seven insan aynı zamanda korkan insandır, sevgilisinin, sevdiğinin lütfundan mahrum kalmağa, dîdarından uzak kalmağa korkar.

Bir insan Allah’tan korktu mu, Allah ona heybet veriyor. Neden? Adam dürüst, paraya aldanmıyor, hakkı söylüyor, hiç kimseden korkmuyor, hapisten korkmuyor, îdamdan korkmuyor, cezâdan korkmuyor, yalnız Allah’tan korkuyor; onun için her şeyi doğru düzgün söylüyor. O zaman kötü insanlar ondan korkar: “Allah Allah! Bu dürüst adam, sağı solu belli olmaz, neme lazım, biz bunun karşısında ayağımızı denk alalım, ciddî olalım, dikkatli olalım, hata yapmamağa gayret edelim!” filan derler.

Bu Allah’ın ilahî bir kanunu, sadece insanlar üzerinde değil, başka mahluklar üzerinde de Allah, onun korkusunu yerleştirir. Bir ilginç hadis-i şerif daha önceki konuşmalarımda geçmişti. Abdullah ibn-i Ömer’in bir çöl aslanının üzerine cesaretle nasıl yürüdüğünü, aslanı kulağından tutup yoldan nasıl çekip, kışalayıp, dehleyip yolu serbest hâle getirdiğini anlatmıştım.

Medine’de herkes dışarı çıkmaktan korkuyormuş. Hazret-i Ömer’in oğlu Abdullah RA sormuş:

“–Ne bekleşiyorsunuz burda?..”

Demişler ki:

“–Medine’den ayrılacağız, kabilemize, yerimize, yurdumuza gideceğiz ama baksana ilerde bir çöl aslanı görünüyor, saldırır diye gidemiyoruz.”

Onun üzerine Abdullah ibn-i Ömer onun yanına kadar yürümüş, aslan ona bir şey yapmıyor… Kulağından tutmuş, sürüklemiş, kışalamış. Ondan sonra da insanların yanına gelmiş demiş ki:

“–Buyrun yolu serbest hâle getirdim, geçin! (Sadaka rasûlüllàh) Rasûlüllah ne kadar hikmetli, ne kadar doğru buyurmuş. Ondan duymuştum ki: ‘Bir insan Allah’tan korkarsa, her şey ondan korkar.’ demişlerdi.”

Ama Allah’tan korkmazsa… Şimdi bu hadis-i şerifin devamına geçiyor:

(Ve men lem yehàfullàh) “Kim Allah’tan korkmazsa…” Allah’tan korkmayan ne yapar? Günah işler, Allah’ı düşünmez, cezâyı düşünmez, ahireti düşünmez, mahkeme-i kübrâyı düşünmez. Dünya menfaati için, keyfi için, zevki için, nefsi için, şeytana uyduğu için, kötü, zararlı şeyler işler. O zaman, (ehàfehullàhu min külli şey’) “Allah onu her şeyden korkan, korkak, ürkek bir insan haline getirir, endişeli olur.” Yâni adam sağında, solunda, arkasında, “pat” diye bir ses gelse hemen döner:

“–Eyvah beni vuracaklar mı, eyvah bir şey olacak mı?…”

Biliyoruz, çete reisleri de böyle heyecandan şeker hastası olurlarmış, gerilimlere düşerlermiş. Neden?.. “Her an bir hücuma uğrayabilirim!” diye her şeyden korkuyor. Ama Allah’tan korktu mu; her şey ondan korkuyor, o kimseden korkmuyor, sırf Allah’tan korkuyor. Allah’tan korkmadı mı; bu sefer her şeyden korkan, uyurken endişe eden bir kimse hâline gelir. Bu da hayatı zehir eder. Yâni hayat biraz huzurlu yaşamak içindir, gönlüce, keyfince, murâdınca yaşamak içindir. Her an korkular içinde olan bir insanın hayatı zehir olur.

Meselâ deniliyor ki: “Bir insanın unutması da bir nimettir.” Çünkü insan unuttuğu için her an cehennemi hatırlamıyor, ahiret azaplarını hatırına getirmediği için rahat uyuyor. Eğer insanoğlu ahirette ne kadar büyük bir hesaba çekileceğini; cezâlı, günahkâr insanlar için ne kadar büyük azaplar hazırlanmış olduğunu bilseydi, ağzının tadı kalmazdı. Yâni kendisine cehennemden bir sahne rüyasında gösterilse, aklını oynatır, artık bir daha hayatta yüzü gülmez; veyahut cennetteki bir nimeti görse, dünyaya metelik vermez, hep onu ister. Devamlı korku da insanı hasta eder, doktorların söylediği bir husus; hayattan hiç bir tat almaz, hiç bir şey yapmaz.

Demek ki hayatta hepimizin iyi müslüman olarak sadece Allah’ın rızâsını düşünmesi lâzım, sadece Allah’tan korkması lâzım, Allah’tan gayriden korkmaması lâzım!.. Bizim Abdül’aziz Hocamız (Rh.A), hocamız Mehmed Zahid Efendi KS’in arkadaşı ve ondan önceki selefi; mübarek dermiş ki:

“–Biz Allah’tan korkmayanlardan korkarız; yâni insan Allah’tan korkmadı mı, onun akibeti fenâ olur da onun için üzülürüz. Ölecek gidecek, fenâ durumlara düşecek, yazık olacak ona diye korkarız.” dermiş.

Onun için bizim, Allah korkusunu zihnimize yerleştirmemiz lâzım! Allah’ı bildi mi insan, hem Allah’ı sever, hem de Allah’tan korkar. Sever, çünkü her türlü güzelliği yaratan Allah… Yerleri, gökleri, çayırları, çimenleri, çiçekleri, meyvaları, nimetleri, hikmetleri, ibretleri yaratan Allah… Her şeyi güzel olduğu için, müslüman Allah’ı sever. Yâni iyi bir mutasavvıf, iyi bir s™fî, ârif bir kimse her şeye baktığı zaman zevkten zevke, halden hâle geçer, çok memnun olur. Her şeyde bir ibret görür, bir güzellik görür, her şeyde Allah’ın güzelliğini temaşâ eder.

Tabii, bir korku tarafı olacak: “Allah’ın bu güzel lütuflarından mahrum olurum; Allah’a âsi olursam, Rabb’im bana itâb ederse, sorgu sual ederse, ‘Ey kulum, ben sana bu kadar nimeti verdiğim halde niye böyle yaptın?’ diye sorarsa, mahcup olurum.” diye korkar. Korkuyu içimize yerleştirmeliyiz. Allah’tan korkarak, Allah’ı severek, sevgiyle karışık bir korku ile, tatlı bir korku ile yaşamalıyız, yalnız Allah’tan korkmalıyız.

 

 


Bir önceki yazımda « makalem var.

Site web editörü olan admin makale yazarlığı yapar. Site web editörü olan admin .

Benzer Yazılar

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Allahü teâlâ imanı, kıymetli ve güzel olarak ...

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Geçimsizlikler, hep dinimizin dışına ...

Müslümanlarda Hor Görme Küçüklüğü Başladı,Aynı imânı paylaşanlar ...

Yorumlar



Bir Yorum Yazmak İstermisiniz ?

*