Havle binti Sa’lebe (r.anhâ) dînî
konularda çok hassastı. İnancını hayata geçirmek için çalışırdı. Yaşlılık
yıllarında kocası ile arasında bir hâdîse geçmişti. Haklarında Allah ve
Rasûlünün hüküm vermesini bekledi. Kimseye durumunu açmadı. Kocasına karşı
tavır aldı. Şikâyetini ancak Allah ve Resûlüne bildirdi. Sıkıntısına çözümü
ancak Allah ve Resûlünün bulmasını istedi. Sızlanışı, ısrarı onun îmânî
hassasiyetine en güzel örnekti. Başından geçen olayı kendisi şöyle
nakletmektedir:
Evs İbni Sâmit hayli yaşlanmıştı.
Ne dediğini, ne yaptığını bilemez bir hale gelmişti. Birgün canı sıkkın bir
vaziyette iken, öfke ile bana: “Sen bana anamın sırtı gibi ol!” dedi. Daha
sonra evden çıkıp gitti.
Bir müddet sonra pişman olarak eve
döndü. Beraber olmak istedi Ben: “Hayır! Sen çok büyük lâf ettin. Sonu
nereye varacak bilemiyorum.” dedim. Sonra Evs’e: “Sen Rasûlullah’a git ve
yaptığın işten sor!” dedim. O da: “Ben bunu Rasûlullah’tan sormaya utanırım.
Git bunu Allah Rasûlüne sen danış.” dedi.
Bu ifadeler Araplar arasında boş
olmayı gerektiren bir söz olarak kabul edilmekteydi. Cahiliye devrinin bu
boşama şeklinin İslâm’da da geçerli olabileceği ihtimalini dikkate alan
Havle binti Sa’lebe (r.anhâ) haklarında Allah ve Resûlü bir hüküm verinceye
kadar bir araya gelemiyeceklerini kocasına söyledi. Daha sonra Resûl-i Ekrem
(s.a) Efendimizin huzuruna gitti. Hâne-i saâdete vardı. Hz. Aişe annemizin
evinde buldu. İzin alarak huzura girdi ve olup biteni açık ifadelerle şöyle
anlattı:
“Yâ Rasûlallah! Bildiğiniz gibi
kocam Evs çocuklarımın babası, amcamın oğlu. Aşırı yaşlılıktan dolayı biraz
geçimsiz ve dengesiz bir halde çok ağır bir kelime konuştu. “Sen bana anamın
sırtı gibisin.” dedi. Talaktan söz açmadı ama bu şekilde söyledi diye halini
arzetti. Rasûlullah (s.a) Efendimizin yanından ayrılmadı. Devamlı duâ ve
tazarrû halinde: “Yâ Rabbi! Halimi sen biliyorsun. Bize bir kurtuluş yolu
lutfeyle!..” diye sızlanmaya başladı.
Hz. Aişe (r.anhâ) annemiz Havle
(r.anhâ)’nın bu durumuna çok üzüldü. Onun acısını paylaşmak üzere birlikte
gözyaşı döküp duâ ettiler. Hüzün her taraflarını kaplamış iken birden
Resûl-i Ekrem (s.a) Efendimizin halinin değiştiğine şâhit oldular. İki Cihan
Güneşi Efendimiz’in yüzünde vahiy sırasında görülen alâmetler görülmeye
başlandı. Hz. Aişe (r.anhâ) bu hâli görünce:
– “Ya Havle! Allah bilir ya, vahiy
geliyor muhakkak. O da olsa olsa senin hakkında olabilir.” diyerek teselli
etmeye çalıştı. Havle (r.anhâ) duâya devam ediyor ve: “Ya Allah hayırlı
olanı lutfet. Zira ben, Peygamberinden ancak hayır istedim.” diye gözyaşı
akıtıyordu.
Bir müddet sonra İki Cihan Güneşi
Efendimiz kendisine geldi. Vahiy hali geçmişti. Etrafına nur saçan
tebessümleriyle gülümsemeye başladı ve: “Ya Havle! Allah senin ve onun
hakkında âyet indirdi.” buyurdu. Nâzil olan âyet-i kerîmeleri okudu.
Kalblerdeki hüzün, sürûra dönüştü. Sıkıntılı, üzüntülü hava dağıldı.
Neşeli, sevinçli sıcak bir ortam oluştu. İnen âyetlerin meâli şöyle idi:
“Kocası hakkında seninle
tartışan ve Allah’a şikâyette bulunan kadının sözünü Allah işitmiştir. Allah
sizin konuşmanızı işitir. Çünkü Allah işitendir, bilendir.
İçinizden zıhar yapanların
kadınları, onların anaları değildir. Onların anaları ancak kendilerini
doğuran kadınlardır. Şüphesiz onlar çirkin bir laf ve yalan söylüyorlar.
Kuşkusuz Allah, affedicidir, bağışlayıcıdır.
Kadınlardan zıhar ile ayrılmak
isteyip de sonra söylediklerinden dönenlerin karılarıyla temas etmeden önce
bir köleyi hürriyete kavuşturmaları gerekir. Size öğütlenen budur. Allah
yaptıklarınızdan haberi olandır.
Buna imkan bulamayan kimse,
hanımıyla temas etmeden önce ardarda iki ay oruç tutar. Bunada gücü yetmeyen
altmış fakiri doyurur. Bu hafifletme, Allah’a ve Resûlüne inanmanızdan
dolayıdır. Bunlar Allah’ın hükümleridir. Kâfirler için acı bir azap vardır.
Allah’a ve Resûlüne karşı
gelenler, kendilerinden öncekilerin alçaltıldığı gibi alçaltılacaklardır.
Biz apaçık âyetler indirmişizdir. Kâfirler için küçük düşürücü bir azap
vardır.
O gün Allah onların hepsini
diriltecek ve yaptıklarını kendilerine haber verecektir. Allah onları bir
bir saymıştır. Onlar ise unutmuşlardır. Allah her şeye şâhittir.
(Mücâdele Sûresi: 1-6)
Allah Teâlâ nâzil buyurduğu bu
âyet-i celîleler ile o eski geleneğin yanlış bir zandan ibaret olduğunu,
böyle sözlerle kadının, kocasının anası olamayacağını bildirdi.
Ancak, böyle bir söz söyleyene de
fakirlerin lehine olmak üzere bir ceza koydu. Konan cezaları üç gurup
halinde duyurdu. Herkesin imkânı, gücü nisbetinde bu üç cezadan birini
yerine getirmesini dînî bir vazîfe saydı. Günâha düşen kulun ancak bu
şekilde affedileceğini açıkladı.
Resûl-i Ekrem (s.a) Efendimiz
ilâhî mesaj yüklü bu âyet-i kerîmeleri okuduktan sonra Havle (r.anhâ)’ya
hitaben:
– “Ona söyle de bir köle azâd
etsin” buyurdu. Havle:
– “Hangi köleyi Ya Rasûlallah!
Allah’a yemin ederim ki onun azâd edecek bir şeyi yok.” dedi. Fahr-i Kâinat
(s.a) Efendimiz:
– “O zaman peşipeşine iki ay
oruç tutsun.” buyurdu. Havle:
– “Vallahi o çok yaşlıdır. Buna da
gücü yetmez.” dedi. Efendimiz:
– “O halde altmış yoksulu
doyursun.” buyurdu. Havle:
– “Ya Rasûlallah! Onda bu imkân da
yok.” dedi. Bunun üzerine Rahmet Peygamberi Efendimiz:
– “Biz sana bir ağacın verdiği
kadar, bir sepet hurma vereceğiz.” buyurdu. Havle binti Sa’lebe de:
– “Ben de o kadar hurma ilâve
edeceğim ve dağıtacağım.” dedi. Efendimiz Havle’nin bu sözünden memnun oldu
ve:
– “Git ona ver dağıtsın. Amca
oğlunun, kocanın iyiliği için çalış.” buyurdu.
Ne hassasiyet!.. Ne muhabbet!.. Ne
îmânî aşk!.. Ne samîmî davranış!.. Ne güzel örnek!.. Allah ve Rasûlü katında
değerini, kıymetini bilmek!.. Hayatı dînî ölçülere riâyet ederek devam
ettirmek!.. Karı-koca arasında da olsa, harama düşmemek için gayret etmek!..
Muhabbet ve nezâket içerisinde hayat sürmek!.. Allahım bizlere de böyle
nezâket ve incelik dolu hayat nasîb et!..
Havle binti Sa’lebe (r.anhâ)’ya
bütün sahâbîler hürmet ederdi. Hakkında nâzil olan âyetler onun Allah
katındaki değerini ilân etmişti. Bu sebeble ona karşı hizmet ve hürmette
kusur etmezlerdi. Hz. Ömer (r.a)’ın devrinde geçen şu hâdise bunun en açık
örneği idi.
Hz. Ömer (r.a) halifeliği
döneminde ashâb-ı kiramdan Abdülkays kabîlesinin reisi Cârûd İbni Mualla ile
birlikte yolda giderken Havle binti Sa’lebe (r.anhâ)’ya rastladı. Artık o
yaşlanmıştı. Ona selam verdi. Havle (r.anhâ) selâmı aldı ve Hz. Ömer’e şu
nasîhatta bulundu:
“Biz seni bir hayli zaman
“Ömercik” diye bilirdik. Sonra büyüdün “delikanlı Ömer” oldun. Daha sonra da
sana “Mü’minlerin emiri Ömer” dedik. Allah’tan kork ve insanların işleriyle
ilgilen. Zira Allah’ın azabından korkan kimseye uzaklar yakın olur. Ölümden
korkan, fırsatı kaçırmaktan da korkar.” dedi.
Bu sözlerden duygulanan Hz. Ömer
(r.a)’ın gözlerinden yaş akmağa başladı. Arkadaşı Cârûd bu duruma üzüldü.
Nasıl olur da bir kadın halîfeye bu sözlerle hitab edebilirdi? Onun halifeyi
üzmesine ve yolda bekletmesine gönlü râzı gelmedi. Koca halîfeye karşı böyle
rahat hareket etmesine sabredemedi. Öfkeli bir şekilde tanımadığı hanıma
Havle binti Sa’lebe (r.anhâ)’ya dönerek:
– “Be kadın! Mü’minlerin Emîri’ni
rahatsız ettin. Yolda beklettin.” diye çıkıştı. Hz. Ömer (r.a) ise
arkadaşına o hanımın nasîhatlarından memnun olduğunu bildirdi. Hatta onun
konuşmasını istercesine:
– “Bırak onu, istediğini söylesin!
Sen bu kadının kim olduğunu biliyor musun?” dedi. Cârûd da: “Hayır,
tanımıyorum.” dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a) arkadaşı Cârûd’a o hanımı
şöyle tanıttı:
– “Bu, şikâyetini Allah Teâlâ’nın
arş-ı a’lâdan duyup değer verdiği Havle’dir. Vallahi beni geceye kadar
burada tutmak istese, namazdan başka bir şey için kendisini bırakıp
gitmezdim. Namazımı kılıp gelir yine onu dinlerdim.” dedi. Onun Allah
katındaki değerini bu şekilde bildirdi. Kendisinin de Allah’a teslim olma
konusundaki güzel hâlini, tevazûsunu bu sözleriyle göstermiş oldu. Allah’ın
yedi kat göklerin ötesinden sesini duyduğu bu hanıma Ömer’in daha fazla
kulak vermesi gerektiğini belirtti.
Ne yüce îmânî hassasiyet bu!.. Ne
kadirşinaslık bu!.. Ne güzel örnek kardeşlik bu!.. Mü’min kardeşine ne değer
veriş bu!..
Cenâb-ı Hak cümlemize Havle
binti Sa’lebe (r.anhâ) gibi imânî hassasiyete sâhib olabilmeyi, şikâyetimizi
Allah’a duyurabilmeyi ve şefaatine erebilmeyi nasîb eylesin. Amin.