İman İle Küfür Birleşmez-İslami Sohbet

yorum yok
1 views okuma
8 Ağustos, 2012

Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan, hesap gününün sahibi, tek hak din ve hayat nizamı olarak İslam’ı biz kullarına ihsan eden, Allah(c.c)’a hamd, yaşayan Kur’an, muallimimiz, liderimiz, Peygamber Efendimize (s.a.v) salât ve selam olsun.

Müslüman bir kimse İslamsız saadet olmaz gerçeğine inandığı kadar Müslüman’dır. Müslüman’ın hayatı İman ve cihaddır. Bunun önemli delillerinden birisi de şu iki ayettir: “Ey iman edenler! Sizi can yakıcı bir azaptan kurtaracak ticareti size haber vereyim mi: Allah’a ve peygamberine inanır ve Allah yolunda canlarınızla, mallarınızla cihad edersiniz. Bilesiniz, bu sizin için daha hayırlıdır. (Saf:10-11)

İMAN; “Allah’tan başka yaratan, yaşatan, şeriat sahibi, kendisine kullukta bulunulacak, hamdedilecek başka bir ilah yoktur, Hz. Muhammed (s.a.v) onun razı olduğu İslam’ı, şeraiti bizlere ulaştırmakla görevlendirilmiş Allah elçisidir” şahadetinde bulunmaktır. İman; İslam’a bağlanıp onun emir ve yasaklarına uymaktır. Cihad ise İslam ile insan arasındaki engelleri kaldırmak için yapılması gereken bütün çalışmaları fert olarak değil ümmet halinde teşkilatlı olarak yapmaktır.

KÜFÜR; Örtmek, verilmiş nimetlere şükretmeyerek nankörlük etmektir. Bundan dolayı Arapçada karanlığı ile her şeyi örttüğü için geceye “kâfir” örten denmiştir. Terim olarak küfür, imanın zıddı yani imansızlıktır. Allah’ın varlığını ve birliğini, peygamberliği, Hz. Muhammed’in Allah katından getirdiği kesin olarak belli olan şeyleri inkâr etmektir. İslam’da inanılması gereken şeylere inanmayan kimseye gerçeği örttüğü için kâfir denilmiştir. Küfür için iman edilecek şeylerin tümüne inanmamak şart değildir. Bunlardan birine veya bir kısmına inanmamak da küfürdür.

İmanla küfür bir kalpte birleşmez ve barışmaz. Çünkü imanın gerekleri ile küfrün gerekleri arasında uyuşan, örtüşen, birbirini teyit eden hiçbir ortak mesele yoktur. İman küfre karşıdır, küfür de imana karşıdır. İman sahibini cennete götürür, küfür ise cehenneme götürür.

Beş vakit namaz kılıyoruz. Kıldığımız bu namazlarda Fatiha suresini okuyoruz. Okuduğumuz bu surede istediğimiz şey İslam yoludur. Kâfirlerin yolundan bizi uzaklaştırmasını rabbimizden niyaz ediyoruz. Ve her gece yatsı namazından sonra vitir namazı kılıyoruz. Bu namazda kunut duasını okuyoruz ve Allah’a şu sözü vermeden başımızı yastığa koymuyoruz: “Allahım! Senden yardım isteriz, günahlarımızı bağışlamanı isteriz, razı olduğun şeylere hidayet etmeni isteriz. Sana inanırız, sana tövbe ederiz. Sana güveniriz. Bize verdiğin bütün nimetleri bilerek seni hayır ile överiz. Sana şükrederiz. Hiçbir nimetini inkâr etmez ve onları başkasından bilmeyiz. Nimetlerini inkâr eden facir ve fasık kimselerle bütün bağlarımızı keser dinini yıkmak isteyenleri terk ederiz.” Facir; itikadı bozuk, görüşü batıl olan kişilerdir. Fasık; ameli bozuk, ahlâkı berbat kimseler demektir.

Fatiha’yı okuyan ve bu duayı yapan bir kimse nasıl “Ben gâvurların birliğine gireceğim ve onların düzenine tabi olacağım ve onların düzenini yürüteceğim” diyebilir ve diyenlerle birlikte olabilir. Bu anlaşılmaz bir durum değildir, çünkü her toplum layık olduğu idareyi bulur. Ben Müslüman’ım diyenler Adil Bir Düzen istemedikçe, böyle bir düzenin kurulması için malıyla canıyla cihad etmedikçe bugünkü bozuk ve faizci zulüm düzeninden kurtulamazlar.

ŞUURLU MÜSLÜMAN OLMAK

Bugün dünyada ve İslam âleminde yaşanan olaylar ve savaşlar gerçekte İMAN ve KÜFÜR mücadelesinin doğal bir neticesidir. Şuur asgariden bu gerçeği görebilmektir.

Müslüman’ın temel vazifesi Kur’an nizamını kurmak ve yürütmektir. Kâfirlerin ve işbirlikçilerinin temel niyeti ise İslam’ı ortadan kaldırmak, nurunu söndürmek ve neticede Büyük İsrail’i kurmaktır. Kâfirler ve işbirlikçileri bu emellerine hiçbir zaman ulaşamayacaklardır. Onlar istemeseler de Allah nurunu tamamlayacaktır. “Allah’ın nurunu ağızlarıyla (üfleyip) söndürmek istiyorlar. Hâlbuki kâfirler hoşlanmasalar da Allah nurunu tamamlamaktan asla vazgeçmez.” (Tevbe:32)

Bizim zorumuz Allah’ın nurunu cihadıyla tamamladığı kahramanlar biz olalım gayretidir. Bu şuurlu olmanın gereklerindendir. Cihad gençler ve ihtiyarlar olarak birlikte yapılması zorunlu bir ibadettir. “(Ey müminler!) Gerek hafif, gerek ağır olarak savaşa çıkın, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edin. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.(Tevbe: 41)

Bilmeliyiz ki, Şahadet Kelimesini getirip Müslüman oldum demekle işimiz bitmiyor, Biz Şahadet Kelimesini getirerek Kur’an programıyla yapılan kulluk imtihanına giriş yapmış oluyoruz. İmtihanın içinde İslam var. Bu İmtihanı kazanmak isteyen herkesin İslam’a bağlanması, onu yaşaması ve yaşatmak için ittifak halinde cihad etmesi gerekir. “Ey iman edenler! Allah’tan korkun. O’na yaklaşmaya yol arayın ve yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz.”(Maide: 35)

Müslüman okumalarını buna göre yaparsa kurtulur.

GÜNCEL YANILGI

Müslüman’ım diyenlerin kahir ekseriyeti zannediyor ki, İslam’dan başka hak ve hakikat kaynağı vardır, bu hakikat kaynakları arasında bir diyalog kurularak gayeye ulaşmak mümkündür. Hayır, bu mümkün değildir. Zannediliyor ki bir insan hem Müslüman olabilir, hem de batı değerlerine göre şekillenmiş bir düzenin yöneticisi olabilirler. Böylelikle bir taraftan bu durumda bir vicdan işi olarak algılanan İslam’ın namaz, oruç, hac ve zekât gibi bir kısım emirleri yerine getirilerek Allah’ın rızası kazanılmış, öbür taraftan da sözde dünya egemenleriyle işbirliği yaparak inşa etikleri köle düzenini yürüten siyasi aktörler olup onların takdir ve iltifatlarına mazhar olup iki cihan saadetine erebilir. Bu anlayış sakat bir anlayıştır, güncel yanılgıdır. Hakkı batıla karıştırmadır ve Allah’ın buna rızası yoktur: “Bilerek hakkı batıl ile karıştırmayın, hakkı gizlemeyin.”(Bakara: 42)

Bilmeliyiz ki İslam’ın dışında, hiçbir hak ve hakikat kaynağı yoktur. Fen ve hikmet, sanat ve sanayi dahi, İslam’ın içindedir ve onun bir şubesidir. İslam beş temel üzerine bina edilmiş bir hakikat sarayıdır ve hayat programıdır. Bu hayat programının içinde din ve ahlak, ilim, iktisat ve ekonomi, siyaset, idare ve hukuk kuralları bir bütün olarak mevcuttur. Yoksa İslam’ın sadece bu beş şeyden ibaret zannedilmesi hatadır ve sadece bir kısmına inanmak ve yaşamak İslam değildir. İmani ve itikadi konularda başlayacak çok az bir şüphe ve sapma insanı giderek İslam’dan uzaklaştıracak ve bu sapıklık, sonunda sahibini cennete değil, cehenneme taşıyacaktır. İslam’ı, ırkçılık, dinler arası diyalog, medeniyetler ittifakı gibi batıl ve bozuk şeylerle karıştırmak esasına dayanan sentezcilik düşüncesi de, itikadi bir sapmadır.

Türkiye devlet olarak Müslümanlarındır. Ülkemizde yürütülen faizci kapitalist nizam bizim değil İslam düşmanı batılıların düzenidir. Bu nizam Protestanlık mezhebinin dini nizamıdır. Bu nizam yürütülen ülkenin insanlarını dünya Siyonizm’inin köleleri yapmak için kurulmuştur. Bu nizam sayesinde Irkçı Emperyalizm azgınlaşmış ve dünyanın başına bela olmuştur.

Bu sapık anlayışa ve güncel yanılgıya karşı milletimiz kırk yıldır Milli Görüş ile mücadele etmektedir. Milli Görüş Irkçı Emperyalizm’e: “düzeninizi alınız ve ülkemizi terk ediniz” demiştir. İslam Birliğinin temeli olarak D-8’i kurmuştur. Adil Düzeni inşa etmiştir. Bugün Milli Görüşü Saadet Partisi temsil etmektedir. Milletimiz AKP’yi doğru okumadan, üstlendiği görevi algılamadan, durduğu siyasi zemini kavramadan Saadet Partisiyle AKP arasındaki farkı göremez. Bu fark görülmeden de doğru adımlar atılamaz.

İnsanları sevebiliriz. Bu sevgi gözümüzü kör etmemelidir. Kör gözlerin gerçekleri görmesi imkânsızdır. AKP yöneticileri hiçbir zaman kendilerini Milli Görüşçü olarak tanımlamamıştır. Muhafazakâr demokrat olduklarını söyleyerek batıcı bir anlayışa sahip olduklarını hep dile getirmişlerdir. AKP’yi bu çizginin önceki temsilcileri Adalet Partisi, ANAP ve Doğru Yol Partisinden ayıran en önemli fark kadrolarının Milli Görüş kökeninden gelmiş olmasıdır. Batıcı anlayış kim tarafından temsil edilirse edilsin, yürütülürse yürütülsün bu anlayıştan hayır gelmeyeceği tecrübelerle sabittir.

Milletçe kurtulmak ve kulluk imtihanını başarabilmek için üç temel ve birbirini tamamlayan esasa sarılmamız gerekir. Bunlar: 1- Her şeyden önce İslam’ı öğrenmek, İslam’ın her konudaki emrini bilmek, 2- Öğrendiğimiz İslâmi esaslara göre yaşamak, Kur’an’ın hükmünü hayatımıza tatbik etmek, 3- Her yerde, her halde ve her meselede, mutlaka İslam’a göre, yani İslam’ca düşünmek esaslarıdır.

İtikat ve ilmihal konularını öğrendiği, bildiği ve bir kısım ibadetleri yerine getirdiği halde, ticaret, siyaset ve devlet hayatında müşrikler gibi düşünen, olayları batılı ve cahili ölçülerle değerlendiren bir kimse, hakikat nazarında mümin sayılamaz. Örneğin, beş vakit namazı imamın arkasında ve tadili erkânıyla kılan bir insan, içinden “camiden çıktıktan sonra, sattığım tarlanın parasını acaba hangi bankaya yatırsam?” diye geçiriyor ve rahatlıkla faiz yiyorsa, bu kişi İslam’ca düşünmüyor demektir vesselam.

 

islami sohbet kanalları,islami sohbet odalari,nur islami sohbet,ideal sohbet,mynet sohbet,duabahcesi,islami evlilik,islami sohbet net


Bir önceki yazımda « makalem var.

Site web editörü olan admin makale yazarlığı yapar. Site web editörü olan admin .

Benzer Yazılar

Merhaba Değerli islami sohbet siteleri İle En Güzel Arkadaşlıklara Merhaba ...

Dostluk Ve Saygı Sevgi İle Geliyoruz Kardeşliğe Önem Verenlerin Sitesi Haline ...

Sanma Mutlu Olursun Hayata Yersiz Zamansız Mutluluklar İnsana Tarafsız Duygular ...

Yorumlar



Bir Yorum Yazmak İstermisiniz ?

*