İsa ve İncil’den Örnekler

yorum yok
4 views okuma
3 Eylül, 2013

images (1)İsa ve İncil’den Örnekler

Zühruf Suresinden İzdüşümleri | 6.Bölüm
Zühruf suresinin İsa peygamberle ilgili bölümünde bugünkü Hıristiyan anlayışla ilgili ipuçları veren ilginç ifadelere rastlıyoruz. Özellikle bugünkü gelişmiş batıyı ve dünya Hıristiyanlarını göz önüne aldığımızda bizi en çok hayrete düşüren “akıl tutulması”nın İsa’nın şahsında olduğunu görüyoruz. Nasıl olur da Allah’ı tartışmasız kabul eden İncil takipçileri tutup da onu tebliğ eden elçiyi Allah’ın oğlu olarak görebilir! Hıristiyan âleminin en başta gelen yanlışının bu olduğu açıktır.
Tanrı, oğul ve kutsal ruh üçlemesinin birliğine ve/veya bu birliğin üçlüğüne anlamsızca dayatılan bu akıl tutulmasını batının aşabilmesi durumunda birçok problemin çorap söküğü gibi çözüleceği ve batı doğu dinlerinin esasen aynı çizgide buluşabileceği ve hümanist çerçevede birbirini anlayan bir dünyaya yelken açılabileceği de ufukta görülmektedir. Ancak bu birleşme için batının bu anlamsız hurafesinden ve sonradan uydurulmuş batıl kilise öğretilerinden vazgeçmesi, doğunun da kendi hurafelerinden vazgeçerek Kuran’a hak ettiği biçimde yönelip batıya da İncil(ler) hususunda daha anlayışlı davranması gerektiğini düşünüyorum. Bu bölümde İncil’den de alıntılar yapacağım.
Zühruf suresindeki ayetlere baktığımızda, bu vahiylerin indiği dönemde de Hıristiyanlarla Mekkeli mümin ve müşrikler arasında benzer bir ayrılığın, dinsel bir ihtilafın, bir sorunun ortada olduğunu görüyoruz.
43-Zühruf 57 Meryem oğlu İsa, bir misal olarak anlatılınca senin kavmin hemen bağrışmaya başladılar.

Peygamberimiz Muhammed’e karşı çıkan müşrikler, inen ayetlerde İsa’nın konu edilmesine bile tepkiyle karşılık vermişlerdir. Nasıl olur da Hıristiyanların tanrı kabul ettiği birisi Kuran aracılığıyla veya peygamber olduğunu iddia eden bir Arap tarafından zikredilebilirdi!!! Üstelik peygamberimiz onu (İsa’yı) daha önce gelmiş bir peygamber olarak yüceltiyordu. İncil’deki şu bölümde de hem peygamberimizin gelişine işaret hem de bu yüceltme işinin kayıtlı olduğunu görüyoruz. Altı çizili bölümlere dikkat ederseniz göreceksiniz.
Yuhanna 16 Kutsal Ruhun İşleyişi 7-14 7 Size gerçeği söylüyorum, benim gidişim sizin yararınızadır. Gitmezsem, Paraklit size gelmez. Ama gidersem, O’nu size gönderirim. 8 O gelince günah, doğruluk ve gelecek yargı konusunda dünyayı suçlu olduğuna ikna edecektir: 9 Günah konusunda, çünkü bana iman etmezler; 10 doğruluk konusunda, çünkü Baba’ya gidiyorum, artık beni görmeyeceksiniz; 11 yargı konusunda, çünkü bu dünyanın egemeni yargılanmış bulunuyor. 12 ‹‹Size daha çok söyleyeceklerim var, ama şimdi bunlara dayanamazsınız. 13 Ne var ki O, yani Gerçeğin Ruhu gelince, sizi tüm gerçeğe yöneltecek. Çünkü kendiliğinden konuşmayacak, yalnız duyduklarını söyleyecek ve gelecekte olacakları size bildirecek. 14 O beni yüceltecek. Çünkü benim olandan alıp size bildirecek.
Zühruf suresine devam edelim…
43-Zühruf 58 “Bizim tanrılarımız mı daha iyidir yoksa o mu?” dediler. Sadece seninle tartışmak için bunu söylediler. Onlar gerçekte, kavgacı bir toplumdur.

Buradan anlıyoruz ki İbrahim’in dinini devam ettirdiğini ileri süren müşrikler de İsa’ya tanrı sıfatının verilmesini asla kabul etmiyorlardı. Bu yerinde bir tepki olmakla beraber kendilerinin de başka şahıs ve putları rab edinmelerinin önüne geçmiyordu. Demek ki İsa’nın tanrı ve/veya tanrının oğlu olamayacağı gerçeği müminlerle müşriklerin uzlaştığı alanlardan biriydi. O gün bile tartışılan böylesine ciddi bir konu gündeme geldiğinde müminler ve müşrikler arasında ortaya çıkan fark İsa’nın gerçekte bir peygamber ve bir elçi olduğunun kabul edilip edilmemesi gibi görünüyor. İşte müşriklerin asıl derdi “hadi şimdiye kadar söylediklerine inandık diyelim, şimdi sen tutup yanlış yoldaki Hıristiyanların tanrı kabul ettiği bir kişiden övgüyle bahsetmeye başlıyorsun” diyerek peygamberimizin tebliğ ettiği tevhit gerçeğine karşı çıkıp kavgaya bahane bulmalarıydı. Bu olaylar bugün farklı hadislerde farklı şekilde anlatılıyor olabilir. Bu yüzden benim söylediklerimin beni bağladığını ve sadece Kuran’dan kendi anladığımı anlatmaya çalıştığımı unutmayalım.
43-Zühruf 59, 60 Meryem’in oğlu, kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğullarına örnek yaptığımız bir kuldu. Eğer dileseydik, içinizden, yeryüzünde size halef olacak melekler vücuda getirirdik.

Allah, İsa’nın bir kul olduğuna vurgu yapıyor ve onun örnek bir şahsiyet ve Allah’ın lütfuna mazhar olmuş bir insan olduğunu belirtiyor. İncil’de onun bu örnek şahsıyla insanlara aktardığı temel ahlaki ilkelerden birkaç örnek vereyim. Altı çizili bölümleri İncil’de okurken bana Kuran ayetlerini hatırlatmıştır. İncil’de bunlara benzer birçok örnek daha mevcuttur.
Matta 6 Yoksullara Yardım 1-4 1 ‹‹Doğruluğunuzu insanların gözü önünde gösteriş amacıyla sergilemekten kaçının. Yoksa göklerdeki Babanız’dan ödül alamazsınız. 2 ‹‹Bu nedenle, birisine sadaka verirken bunu borazan çaldırarak ilan etmeyin. İkiyüzlüler, insanların övgüsünü kazanmak için havralarda ve sokaklarda böyle yaparlar. Size doğrusunu söyleyeyim, onlar ödüllerini almışlardır. 3 Siz sadaka verirken, sol eliniz sağ elinizin ne yaptığını bilmesin. 4 Öyle ki, verdiğiniz sadaka gizli kalsın. Gizlice yapılanı gören Babanız sizi ödüllendirecektir.››
Matta 6 Göksel Hazineler 19-24 19 ‹‹Yeryüzünde kendinize hazineler biriktirmeyin. Burada güve ve pas onları yiyip bitirir, hırsızlar da girip çalarlar. 20 Bunun yerine kendinize gökte hazineler biriktirin. Orada ne güve ne pas onları yiyip bitirir, ne de hırsızlar girip çalar. 21 Hazineniz neredeyse, yüreğiniz de orada olacaktır. 22 ‹‹Bedenin ışığı gözdür. Gözünüz sağlamsa, bütün bedeniniz aydınlık olur. 23 Gözünüz bozuksa, bütün bedeniniz karanlık olur. Buna göre, içinizdeki ‹ışık› karanlıksa, ne korkunçtur o karanlık! 24 ‹‹Hiç kimse iki efendiye kulluk edemez. Ya birinden nefret edip öbürünü sever, ya da birine bağlanıp öbürünü hor görür. Siz hem Tanrı’ya, hem de paraya kulluk edemezsiniz.››
Markos 11 İncir Ağacından Alınacak Ders 25-26 Kalkıp dua ettiğiniz zaman, birine karşı bir şikâyetiniz varsa onu bağışlayın ki, göklerdeki Babanız da (Rabbiniz de) sizin suçlarınızı bağışlasın.››
Markos 12 İsa İkiyüzlü Din Bilginlerini Kınıyor 38-40 38-39 İsa öğretirken şöyle dedi: ‹‹Uzun kaftanlar içinde dolaşmaktan, meydanlarda selamlanmaktan, havralarda en seçkin yerlere ve şölenlerde başköşelere kurulmaktan hoşlanan din bilginlerinden sakının. 40 Dul kadınların malını mülkünü sömüren, gösteriş için uzun uzun dua eden bu kişilerin cezası daha ağır olacaktır.››
Luka 10 İyi Samiriyeli 25-28 25 Bir Kutsal Yasa uzmanı İsa’yı denemek amacıyla gelip şöyle dedi: ‹‹Öğretmenim, sonsuz yaşamı miras almak için ne yapmalıyım?›› 26 İsa ona, ‹‹Kutsal Yasa’da ne yazılmıştır?›› diye sordu. ‹‹Orada ne okuyorsun?›› 27 Adam şöyle karşılık verdi: ‹‹Tanrın Rab’bi bütün yüreğinle, bütün canınla, bütün gücünle ve bütün aklınla seveceksin. Komşunu da kendin gibi seveceksin.›› 28 İsa ona, ‹‹Doğru yanıt verdin›› dedi. ‹‹Bunu yap ve yaşayacaksın.››
O ne bir tanrı, ne bir tanrı oğlu, ne bir melekti. Elbette Allah dileseydi onu üçleme inancındaki gibi bir oğul olarak yaratır veya Allah’la birlikte yeryüzüne hükmedecek bir (ruh) melekten vücuda getirebilirdi. Ama bu durumlar ne Allah’ın sıfatlarıyla bağdaşır ne de yaratış amacına hizmet ederdi.
43-Zühruf 61, 62 O (İsa), Saat hakkında bir bilgi kaynağı ve işarettir. Öyleyse onun (zamanı) hakkında kuşku beslemeyin ve beni izleyin. Doğru yol budur. Şeytan sakın sizi (Allah’ın yolundan) alıkoymasın. Gerçekten o, sizin için açıkça bir düşmandır.

Burada kıyamet’in dünyanın yıkılışından sonra meydana gelecek olan kıyam günü, diriliş zamanı olduğunu hatırlatalım. Geleneksel ağızda yıkılış günü olarak tasavvur edilen kıyamet günü ise Kuran’da “Saat” olarak geçmektedir. Gerçekte kıyamet günü herkesin yeniden diriltileceği gündür. Bu ayetlerden İsa’nın aynı zamanda kıyamete kapı açacak olan yıkılış saati hakkında bir işaret olduğunu anlıyoruz. Yani İsa’nın gelişiyle saat yaklaşmıştır. Ona dair bir şüphe kalmamıştır. Dünya yıkılacaktır. İşte konuyla ilgili İncil’den bir bölüm daha.
Markos 13 Bilinmeyen Gün ve Saat 32-37 32 ‹‹O günü ve o saati, ne gökteki melekler, ne de Oğul bilir; Baba’dan başka kimse bilmez. 33 Dikkat edin, uyanık kalın, dua edin. Çünkü o anın ne zaman geleceğini bilemezsiniz. 34 Bu, yolculuğa çıkan bir adamın durumuna benzer. Evinden ayrılırken kölelerine yetki ve görev verir, kapıdaki nöbetçiye de uyanık kalmasını buyurur. 35 Siz de uyanık kalın. Çünkü ev sahibi ne zaman gelecek, akşam mı, gece yarısı mı, horoz öttüğünde mi, sabaha doğru mu, bilemezsiniz. 36 Ansızın gelip sizi uykuda bulmasın! 37 Size söylediklerimi herkese söylüyorum; uyanık kalın!››
Geleneksel anlayışta ve hadislerde geçen “kıyametten önce Mesih inecek” inancı birinci yüzyılda İsa’nın gelişi ile zaten gerçekleşmiş ve İsa bu anlamda da görevini tamamlamıştır. Bir başka şekliyle “kıyamet zamanı İsa dirilecek” inancı ise adı üstünde kıyamette (diriliş gününde) gerçekleşecek ve her insanın dirileceği gibi o da dirilecek ve kendi takipçilerine tanık olacaktır. Aynen peygamberimizin bize tanık olacağı gibi. Ancak Kuran’ın asla desteklemediği şeytani öğretiler, ansızın kopacak saat hakkında birçok yönüyle birbiriyle çelişen bir seri alametler olduğunu, Mesih’in kıyamet alameti olarak bir kez daha yeryüzüne ineceğini, ayrıca bir Mehdi geleceğini, her ikisinin bir takım işler yapacağını ve ondan sonra kıyametin kopacağını anlatır bize. Oysa İsa zaten gelmiş ve uyarmıştır. Hidayete ermiş her mümin ise zaten birer mehdi gibi hareket etmelidir. Kuran yaşarken ayrı bir hidayet vesilesine (mehdiye) gerek var mıdır?
43-Zühruf 63, 64 İsa, açık-seçik kanıtlarla geldiğinde şöyle demişti: Ben size hikmet getirdim ve tartışıp durduğunuz şeylerin bir kısmını size açıklayayım diye geldim. O halde, Allah’tan sakının ve bana itaat edin! Şüphesiz Allah, O, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir; şu halde O’na kulluk edin. Dosdoğru yol budur.

İsa kendi döneminde halkını açık seçik mucizelerle uyarmış ve dini oyuncağa çeviren ve türlü hurafeleri insanlara din diye yutturan Yahudi din adamlarına karşı çıkmıştır. Ki onların uydurmaları ve saptırmaları insanları Allah’ın dininden uzaklaştırmış ve birbiriyle çelişen fırkalar haline getirmiştir. İşte İsa ve İncil bu karışıklığın önüne geçmiş olan bir nimettir.
Matta 5 Kutsal Yasa 17-20 17 ‹‹Kutsal Yasa’yı ya da peygamberlerin sözlerini geçersiz kılmak için geldiğimi sanmayın. Ben geçersiz kılmaya değil, tamamlamaya geldim. 18 Size doğrusunu söyleyeyim, yer ve gök ortadan kalkmadan, her şey gerçekleşmeden, Kutsal Yasa’dan ufacık bir harf ya da bir nokta bile yok olmayacak. 19 Bu nedenle, bu buyrukların en küçüğünden birini kim çiğner ve başkalarına öyle öğretirse, Göklerin Egemenliği’nde en küçük sayılacak. Ama bu buyrukları kim yerine getirir ve başkalarına öğretirse, Göklerin Egemenliği’nde büyük sayılacak. 20 Size şunu söyleyeyim: Doğruluğunuz din bilginleriyle Ferisiler’inkini aşmadıkça, Göklerin Egemenliği’ne asla giremezsiniz!››
Bugünkü İncilin (yeni antlaşmanın) Pavlus mektuplarıyla eklenmiş ve diğer uyduruk sözlerle kitabı mukaddesin içine yerleştirilmiş hurafesel öğretilerinin devre dışı bırakılması ve dolayısıyla kitabın arındırılması durumunda Tevrat’a (eski antlaşmaya) göre çok daha az tahrif edilmiş olduğunu görürüz. İsa’nın aldığı vahiylerin havarilerin ağzından anlatılmış olması onların Allah’ın ayetlerini anlatıyor oluşunda bir engel değildir. Belki de bu yüzden bugün elimizde tek bir İncil yoktur. Yani İsa’yı takip edenler için İncil’in tek olmaması muhtemeldir ki bir hayra alamettir. Okursanız göreceksiniz ki farklı İncillerin bir araya getirilmesi ile oluşan asgari müşterekler bize tek İncil’in neler anlattığı hakkında kesinlikle bir fikir veriyor. Özellikle Kuran’ı okuduktan sonra İncil’in bölümlerini okuyanlar bu gerçeklikleri daha kolay fark edebileceklerdir. Kuran’ı okumamış olan Hristiyanlar ise eğer üçleme düşüncesiyle değil de “tek tanrı” fikriyle İncil’e yaklaşırlarsa eminim İncil’deki gerçek vahiyler onların da zihnini doğru yönde inşa etmeye başlayacaktır. Bu durum da onları İncil’deki rahatsız edici imla ve görüş hatalarını düzeltmeye yönlendirecektir.
Bunun yanında İncil’den birkaç örneği daha gözleriniz önüne sermek istiyorum, ki özellikle peygamberimizin İncil’de müjdelendiğini reddeden Hıristiyanlar için elinizde yazının başlarında verdiğim örnekle beraber birkaç kapak daha bulunsun. Özellikle aşağıdaki ilk örnek sadece İncil’de değil Tevrat’ta da aynı hususun geçtiğini ispat etmektedir. Ama görmek için Yahudi ve Hıristiyanların da kalplerindeki, gözlerindeki ve kulaklarındaki perdelerin kalkması gerek. Örneklerin ardından Zühruf suresinin ayetlerine devam edeceğiz.
Yuhanna 1 Yahya’nın Ortaya Çıkışı 19-25 19-20 Yahudi yetkililer Yahya’ya, ‹‹Sen kimsin?›› diye sormak üzere Yeruşalim’den kâhinlerle Levililer’i gönderdikleri zaman Yahya’nın tanıklığı şöyle oldu -açıkça konuştu, inkâr etmedi- ‹‹Ben Mesih değilim›› diye açıkça konuştu. 21 Onlar da kendisine, ‹‹Öyleyse sen kimsin? İlyas mısın?›› diye sordular. O da, ‹‹Değilim›› dedi. ‹‹Sen beklediğimiz peygamber misin?›› sorusuna, ‹‹Hayır›› yanıtını verdi. 22 Bu kez, ‹‹Kim olduğunu söyle de bizi gönderenlere bir yanıt verelim›› dediler. ‹‹Kendin için ne diyorsun?›› 23 Yahya, ‹‹Peygamber Yeşaya’nın dediği gibi, ‹Rab’bin yolunu düzleyin› diye çölde haykıranın sesiyim ben›› dedi. 24-25 Yahya’ya gönderilen bazı Ferisiler ona, ‹‹Sen Mesih, İlyas ya da beklediğimiz peygamber değilsen, niye vaftiz ediyorsun?›› diye sordular.
Yuhanna 14 Kutsal Ruh 15-17 15 ‹‹Beni seviyorsanız, buyruklarımı yerine getirirsiniz. 16-17 Ben de Baba’dan dileyeceğim. O sonsuza dek sizinle birlikte olsun diye size başka bir Paraklit gönderecektir.
Yuhanna 14 Kutsal Ruh 26 Ama Baba’nın benim adımla göndereceği Yardımcı, Kutsal Ruh, size her şeyi öğretecek, bütün söylediklerimi size hatırlatacak.
Elbette yazılanlar insanların (havarilerin) kaleminden çıkmıştır ve vahyi fiilen yaşamış olan İsa’nın farklı gözlerden betimlemeleridir. Evet, İncil adı verilen kitap içinde bize göre bariz yanlışlar olduğu da doğrudur. Ancak bu kitap, yazılı bir kitap olmaktan öte İsa’nın hayatı veya daha doğru tabirle fiilen kendisidir. Dolayısıyla İsa bu anlamda da Allah’ın kelimesidir. Ona vahyedilenler Allah’ın sözleridir. Ama sonradan İsa adına uydurulup veya değiştirilip kitaba sokuşturulanlar müstesna.
43-Zühruf 65, 66, 67 Böyle iken, aralarından çıkan hizipler ihtilafa düştüler. Korkunç bir günün azabından vay haline o zulmedenlerin! Onlar, farkında değilken, Saatin kendilerine ansızın gelmesini mi bekliyorlar? O gün, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar dışında, dost olanlar (bile) birbirlerine düşman kesilirler.

Hal böyle iken İsa’yı takip ettiğini ileri sürenler kendi içlerinde hiziplere bölündüler ve birçok konuda ihtilafa düştüler. Aynen bugünkü İslam dünyası gibi. Demek ki onlara ayette yöneltilen tehditler bugün İslam âlemi için de geçerli. Bu ayetler Hıristiyanları eleştiriyor diyerek kulak asmamak kadar büyük bir cahillik olur mu? Allah’ın gönderdiğinde bölünme gayreti ve her ayrı görüşün mezhepleşmesi durumunda ortaya çıkan tablonun o günkünden farklı olduğunu iddia edebilir miyiz? İncil adına Katolik, Protestan, Ortodoks veya Evangelist olmakla Kuran adına Sünni, Şii, Vahhabi veya Mevlevi, Kadiri, Nurcu, Nakşibendi olmak arasında çok mu fark var dersiniz!!!
43-Zühruf 68, 69 Ey Benim kullarım! Bugün size hiç korku yoktur ve siz üzülmeyeceksiniz de. ‘Ki onlar, benim ayetlerime iman edenler ve müslüman olanlardır.’

Müslüman olan selama, barışa giren, sadece Allah’a teslim olandır. Ayetlere iman ederler ve ihtilafa düştükleri hususlarda bölünmek yerine araştırıp doğrusunu bulmaya meylederler. İnsanlara yanlışlarını gösterirler ama kimseyi ötekileştirmezler. Bütün dinleri Allah’ın dinine yönlendirmeye gayret ederler. Başaranlar da işte bu hizipleşmeyenler, bölünmeyenler, herkesi Allah’ın doğrusunda selamla, barışla birleştirmeye çalışanlar olacaktır.
43-Zühruf 70, 71, 72, 73 Siz ve eşleriniz cennete girin; sevinç içinde ağırlanacaksınız. Çevrelerinde altın tepsiler, kadehler dolaştırılır. Orada, nefislerin arzu duyacağı, gözlerin zevkleneceği her şey vardır. Ve siz orada sürekli kalacaksınız. İşte yaptıklarınıza karşılık size miras verilen cennet budur. Orada sizin için bol bol meyveler vardır, onlardan yersiniz.

Acaba mezhepler çerçevesinde birbiriyle savaşanlar bu başarıya ulaşabilirler mi? Hatta bana göre bırakın mezhebi, hangi dinden olursa olsun herkesin gerçekte Müslüman (Allah’a teslim olan) olduğu Allah’ın tevhid dininde sebat edenler Allah adına birbiriyle savaşabilirler mi!!! Allah’a ve ahret gününe inanan bir insana hangi dinden olursa olsun “sen Müslüman (Allah’a ve onun barışına teslim olmuş) değilsin” denebilir mi? Bile bile şu azaba doğru yol alınır mı?
43-Zühruf 74, 75, 76, 77, 78 Suçlular, cehennem azabında ebedi kalıcıdırlar. Kendilerinden o azap gevşetilmez ve onlar onun içinde her ümidi kesmişlerdir. Biz onlara zulmetmedik, fakat onlar kendileri zalim kimselerdir. Ey Mâlik! Rabbin bizim işimizi bitirsin! diye seslenirler. Mâlik de: Siz böyle kalacaksınız! der.

Suçlular sadece Allah’ı ve ahiret gününü açıkça inkar edenler miydi!!! Yoksa her kesimden her dinden her mezhepten her cemaatten her kıtadan her coğrafyadan ve her peygamberin takipçilerinden doğruyu bulamayanlar yok muydu? Acaba içlerinde dinde de aşırı gitmişler yok muydu?
43-Zühruf 79, 80 Yoksa onlar, işi sıkı mı tuttular? İşte şüphesiz biz de işi sıkı tutanlarız. Yoksa onlar, bizim kendilerinin sırlarını ve gizli konuşmalarını işitmediğimizi mi sanıyorlar? Hayır, öyle değil; yanlarındaki elçilerimiz yazmaktadırlar.
Bu aşırı gidenlerden bir kısmı peygamberi putlaştırıp Allah’ın oğlu sıfatını yükleyenler değil miydi? Suçlu değil miydi bunlar? Peygamberimi yücelteyim derken Allah’a olmadık vasıflar yüklemiyorlar mıydı? Oysa ki Allah’ın çocuğu olsa ona ilk yönelecek olan da O’nun elçileri olurdu.
43-Zühruf 81, 82 De ki: ‘Eğer Rahmanın çocuğu olsaydı, ona tapanların ilki ben olurdum.’ Göklerin ve yerin Rabbi, Arş’ın Rabbi onların nitelendirmelerinden yücedir, münezzehtir.

Bu mantıksız ilahlık yükleyişi kendi ahlaklarını daha da bozmalarına yol açıyordu. Din adına yaptıkları her işi doğru zannetmeye başlıyor ve bu yoldaki bir nevi hipnoz olunmuşluk ile yaptıkları ahlaki yanlışlıkları da göremiyorlardı. Bu akıl tutulması da toplumun ahlaki çöküşüne yol açıyordu. İşte bence bu çöküş Allah’ın ortaçağda batı dünyasını içine düşürdüğü pisliği açıklıyor. Bilim adamları giyotine giderken, kadınlar cadı diye avlanıyor, lazımlıklar pencerelerden sokaklara dökülüyor, akıntısız tekneler içinde banyo yapılıyordu. Bu güne kadarki düzeliş ise on sekizinci yüzyılın sonlarında aklın kullanılması ile başladı.
Bugünkü batı bence üçleme inancına son verecek akıl tutulmasından da kurtulur ve ardından gerçek İncil ve Kuran’la buluşursa kendini Müslüman olarak tanıtan coğrafya büyük şoka, büyük şaşkınlığa ve pişmanlığa uğrayacaktır. İncil’de adı geçen “paraklit”in ne olduğu, adı geçen “o peygamber”in Kuran peygamberi olduğu anlaşıldığında (işte o zaman) güneşin bir anlamda batıdan doğma ihtimali vardır!!! Belki bu durumda bizim gibileri bir türlü anlayamayanlardan bazıları, Kuran’a yönelişin özendikleri batıdan geliyor olması ile inandığı kitabını (Kuran’ı) okur da nihayet idrak gözüyle kabul edebilir!!!
Zühruf suresinin son bölümüyle devam etmek üzere…


Bir önceki yazımda « makalem var.

Site web editörü olan admin makale yazarlığı yapar. Site web editörü olan admin .

Benzer Yazılar

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Allahü teâlâ imanı, kıymetli ve güzel olarak ...

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Geçimsizlikler, hep dinimizin dışına ...

Müslümanlarda Hor Görme Küçüklüğü Başladı,Aynı imânı paylaşanlar ...

Yorumlar



Bir Yorum Yazmak İstermisiniz ?

*