|
İSLAM VE KADIN HAKLARI
Mehmet
Nuri YILMAZ
Diyanet İşleri Başkanı
05.12.2000
Şüphesiz geçmiş
incelendiğinde, kadınların tarihin akışı içerisinde erkeklere nazaran daha
mahrum ve daha mağdur bir görüntü çizdikleri görülmektedir. Bugün İslam
alemindeki bazı olumsuz görünümler, İslam'ın kadına değer vermediği gibi haksız
görüşlerin ortaya atılmasına sebep olmaktadır.
İslam'da insan
olmaları bakımından, erkekle kadın arasında herhangi bir fark yoktur. Her ikisi
de eşit derecede Yüce Allah'ın emir ve yasaklarına muhataptır. Erkek de kadın
da, yeryüzünü imar etmek ve orada Allah'a kulluk yapmakla sorumludurlar.
İslâm'da insanlık ve Allah'a kulluk bakımından kadınla erkek arasında bir fark
bulunmadığı gibi temel hak ve sorumluluklar açısından da kadının konumu erkekten
farklı değildir.
Kadın, yaratılış
itibariyle erkeğe göre ikinci derecede bir değere sahip değildir. İlke olarak
insanların en değerlisi, 'takvâda (güzel şeyler yapma ve kötülüklerden sakınma
da) en üstün olanıdır' (el-Hucurât 49/13) Kurân-ı Kerim'de, farklı fizyolojik ve
psikolojik yapıya sahip olan kadın ve erkekten biri diğerinden daha üstün veya
ikisi birbirine eşit tutulmak yerine, birbirinin tamamlayıcısı kabul edilmiştir.
(el-Bakara 2/187)
'Ben, erkek olsun,
kadın olsun (ki hep birbirinizdensiniz) içinizden hiçbir çalışanın çalışmasını
zayi etmeyeceğim. (Al-i İmran, 3/195) ve 'O'nun varlığının delillerinden
(Allah'ın ayetlerinden) biri de kendileriyle kaynaşmanız için size kendi
nefislerinizden eşler yaratması ve aranıza sevgi ve merhamet koymasıdır.
Şüphesiz bunda, düşünen bir toplum için ibretler vardır.' (Rum, 30/21) âyet-i
kerimeleri, İslam'a göre kadının bir insan olarak asla ikinci sınıf olmadığını
ifade etmektedir.
Yüce Kitabımız Kur'an-ı
Kerim; 'Onlar sizin için birer elbise, siz de onlar için birer elbisesiniz.'
(Bakara, 2/187) beyanıyla da erkek ve kadının insan olarak birbirlerine olan
ihtiyaçlarına açık bir şekilde dikkat çekmektedir.
İslâm dininin kadına
tanıdığı hakların değer ve önemini daha iyi kavrayabilmek için İslâm'dan önceki
çeşitli toplum ve medeniyetlerde kadının durumu çok iyi değerlendirilmelidir.
Kadının insan olup olmadığının, rûhunun bulunup bulunmadığının tartışıldığı,
tamamen erkeğe tabi olduğu ve sürekli vesayet altında bulunduğu, hatta mirastan
hisse alması bir yana, kendisinin bile miras malı gibi değerlendirildiği bir
dönemde, yüce İslam dini; kadının da insan olduğunu beyan etmiş, mirastaki
haklarını ortaya koymuş, onu sadece emir alan değil, yerine göre emir veren
konumuna yükseltmiş ve kadını olması gereken yere koymuştur.
Hz. Peygamberin;
kadınlardan ayrıca biat alması ve bu hâdisenin Kur'an-ı Kerim'de açıkça yer
alması, (Mümtehine, 60/13) İslam'a göre kadın iradesinin bağımsızlığını
göstermektedir. İslam'a göre, bir insan olarak erkeğe tanınan temel insan
hakları kadına da tanınmıştır. Buna göre hayat hakkı, mülkiyet ve tasarruf
hakkı, kanun önünde eşitlik ve adaletle muamele görme hakkı, mesken
dokunulmazlığı, şeref ve onurun korunması, inanç ve düşünce hürriyeti, evlenme
ve aile kurma hakkı, özel hayatının gizliliği ve dokunulmazlığı, geçim teminatı
gibi temel haklar bakımından kadınla erkek arasında fark yoktur.
İslam'ın ilk
yıllarında kadının her zaman hayatın içinde olduğu bilinmektedir. Kadınlar
camiye gelirler, Peygamberimizin huzurunda oturur; belki bugün bile kadınların
sormaya cesaret edemeyecekleri kendi özel durumlarıyla ilgili konuları hiç
çekinmeden sorarlardı. Camide ibadetlerini yaparlar, Peygamberimizin
konuşmalarını dinlerlerdi.
Bu uygulama daha
sonraki dönemlerde de devam etmiştir. Nitekim, Hz. Ömer bir hutbesinde
kadınlara verilen mehirin yüksek oranlarda tutulduğunu, bunun miktarının
azaltılması gerektiğini söylediğinde, mescitte bulunan kadınlardan birinin ayağa
kalkıp; 'Allah'ın bize vermiş olduğu hakkı sen bizden alamazsın. Çünkü bu,
Kur'an'da bulunan bir hükümdür' diye itiraz ettiği, Hz. Ömer'in de bu itiraz
karşısında 'Allah'a şükürler olsun, benim halkımın arasında yanlışımı düzeltecek
böyle kadınlar var' dediği tarihi kaynaklarda kayıtlıdır. Diğer taraftan yine Hz.
Ömer döneminde 'Hisbe' denilen görevin, yani pazarlardaki düzen ve ahengi
kontrol işlerinin bir nevi bugünkü anlamda 'zabıta' hizmetlerinin kadına
verildiği tarihî bir vakıadır.
İslam tarihine ve
İslam ülkelerindeki uygulamaya bakıldığında, Peygamberimiz döneminde kadınlara
tanınan hakların; geleneklerin din gibi algılanması ve kabul edilmesi gibi
sebeplerin etkisiyle tedrici olarak azaldığı görülmektedir.
Bu anlayışın etkisiyle
bazı ülkelerde kadın; cinsel obje olarak değerlendirilmiş, horlanmış ve
toplumdan tecrit edilmiştir. Bu uygulama asırlarca dünyanın her yerinde farklı
din mensupları tarafından da benimsenmiştir. Yakın zamanlara kadar, bazı
istisnalar dışında erkeklerle kadınlar medenî ve siyasî haklarda eşit değildi.
Son yüzyıla kadar Batı toplumu kadın hakları konusunda kötü bir sınav vermiştir.
Bugün kadın haklarının en fazla olduğu ülkelerde bile 18, 19. asra kadar;
kadının ruhu var mı, insan sayılır mı, sayılmaz mı tartışmalarının yapıldığı bir
realitedir.
Netice itibariyle söylenecek şey şudur: İslam Dini'ne göre insan insana
eşittir. Bu anlayışta kadın-erkek ayırımı kesinlikle söz konusu değildir.
|