|
KADIN VE AİLE GERÇEĞİ
Prof. Dr. Haydar
Baş
İslam'da Kadın Hakları
Kadının gerçek
kimliğinin, yüce şerefinin ve toplumdaki fonksiyonunun daha iyi anlaşılabilmesi
için, kadını aile kurumunun içerisinde mütalaa etmek gerekir.
Ailenin önemi,
cemiyetler açısından tartışılmaz bir hakikattir. Zira toplum ailelerden meydana
gelir. Sağlam toplumlar, sağlam ailelerden meydana gelmiş toplumlardır. Aile
cemiyetin yapıtaşı konumundadır. İslam, bu noktada ailenin muallimesi ve temel
taşı olan kadına ayrı bir yer vermiştir. Allah'ın Resulü, "Cennet anaların
ayakları altındadır" buyurmak suretiyle kadının bu üstünlüğünü ifade
etmişlerdir. Bu noktada aile içindeki eğitim, ev idaresi ve sorumluluk konusu da
kadının yerini, önemini ortaya koymaktadır. Nitekim bir hadis-i şerifte, "Dikkat
edin, hepiniz çobansınız. Ve hepiniz güttüğünüzden mesulsünüz" buyrulmaktadır.
Cenab-ı Hak, bu
mükellefiyeti şöyle anlatır: "Kendinizi ve aile efradınızı cehennem ateşinden
koruyun".
Bir kimsenin, geçim
için ailesine yaptığı harcama da övülmüştür. "Kişinin efrad-ı ailesine infak
ettiği, sadakadır. Kişi, ailesinin ağzına koyduğu lokmadan muhakkak ecir alır"
hadis-i şerifi bu hakikati beyan eder.
Bu âyet-i kerime ve
hadis-i şerifler, aile içerisinde karşılıklı sevgi, saygı, koruma, yardım, ihsan
etme gibi İslam'daki aile modelinin nasıl yüce değerler üzerine kurulduğunu
gösterir. Elbette bu yüce ve saadetli yuvada erkeğin en yakın yardımcısı
kadındır. Bu yönüyle kadın aynı zamanda bir idarecidir.
Ailede eğitimin
önemini şu hadis pek güzel anlatır: "Kişi ehlinin cehaletinden daha büyük
günahla Allah'a kavuşmaz". Kız çocuklarının eğitimine ve yetiştirilmesine İslam
büyük bir önem vermiştir. Resul-i Ekrem şöyle buyurur: "Üç kızı olup, ihtiyaçtan
kurtarıncaya kadar onlara iyi bakan, yedirip giydiren kimse elbette cenneti
kazanır".
Gerek eğitim, gerekse
geçim hususunda efradına ve özellikle kadına ihtimam göstermemek büyük mesuliyet
gerektirir. Bu mesuliyeti vurgulamak için, "Kişiye tekeffül ettiği kimseyi
bakmaması, günah olarak kafidir" hadisi yeterlidir. İslam'dan başka hiçbir
telakki, kadın ve çocuğun hukukunu koruma, ona riâyet etme bakımından bu derece
bir sorumluluk anlayışını ortaya koyamamıştır.
Yuva kurarken bir
kadında aranılan vasıflar da kadının değerini ortaya koymaktadır. Kadında
aranılan en önemli vasıf inançtır. Bu, zaten yaratılış gayesinin bir ifadesidir.
Bunun dışında yüz ve huy güzelliği, ahlâk güzelliği, çocuk doğuran cinsten
olması, namus ve iffetinin simgesi olarak bakireliğe önem verilmesi diğer önemli
hususlardır ki, bunlar kadını layık olduğu yere ulaştıran alametlerdir.
Resul-i Ekrem
evliliğin devamı için, kadına iyi davranmayı ve onunla ülfeti tavsiye eder:
"Sizden birinizin kalbine Allah bir kadınla evlenmeyi düşürdüğü vakit o kadına
baksın. Zira bu sayede aralarında daha iyi ülfet olur" buyurmuştur.
Allah'ın Resulü
hayırlı kadını tarif ederken de, "Kadınlarınızın hayırlısı, kocası yüzüne
baktığı zaman onu sevindiren, emrettiği vakit itaat eden, ayrıldığı vakit malını
ve iffetini koruyandır" buyurmuşlardır. Bu deliller kadının bâtınî güzelliği
olan dînî ve ahlâkî yönünün onun en önemli vasfı olduğunu anlatıyor. Bu sebeple
kadın bâtınî ve manevi tehlikelerden korunmalı, güzel vasıflarla donatılmalı,
hayırlı insanlarla yuva kurması sağlanmalıdır. Aksi halde kadın bir nevi
felakete itilmiş olur. Nitekim Resul-i Ekrem, "Kızını fâsık kimseye veren,
onunla ilişiğini kesmiş ve onu ateşe atmıştır" buyurur.
İslam, karı-koca
arasındaki âdâb-ı muaşeret kurallarını da o derece büyük bir hassasiyetle tarif
eder ki, kadına verdiği değeri yalnız buradan bile anlamak mümkündür.
Erkeğe; evlenirken
düğün ziyafeti vermek, kadınla iyi geçinmek, kadının gönlünü hoş etmek için ara
sıra şakalaşmak, çeşitli hususlarda kadını sevk ve idare etmek, iffet ve
namusunu korumak, geçimini sağlamak, kadına hayırlı bilgi ve malumatları
öğretmek veya öğrenmesini temin etmek, kadının yanlış tutumları varsa usulüne
uygun olarak düzeltmek ve eğer Allah'ın hoşnut olmadığı boşanma vuku bulursa bu
hususta da adalet ve edebe riayet etmek gibi vazifeler verilmiştir. Şimdi
diyoruz ki: Kadının yerini, hak ve hukukunu gündem yapanlara, İslam'ın bu
hususta getirdiği kural ve kaideleri inceden inceye etüd etmelerini tavsiye
ederiz.
Cenab-ı Hak, "Onlarla
güzel geçinin, iyi muaşerette bulunun" ve "Yakın arkadaşına iyilik et" buyurmak
suretiyle kadını korumayı ve ona iyi davranmayı emretmiştir. Resulullah (s.a.v)
kadının kötü yönlerine katlanmayı ve bunun ecrinin büyük olduğunu da haber
vermektedir: "Karısının kötü huyuna tahammül eden erkeğe Allah, iptilaya
sabreden Eyüb (as)'a verdiği mükafat gibi mükafat verir. Kocasının kötü huyuna
tahammül eden kadına da Firavun'un nikahında bulunan Asiye'ye verdiği mükafatı
verir".
İslam, kadına iyi
davranmayı, kâmil imanın ve güzel ahlâkın ölçüsü kabul eder. "Müminlerin iman
yönünden en kâmili, ahlâkı en güzel olanı ve ailesine karşı en çok lütufkâr
davrananıdır". "Hayırlınız ailesine iyi davrananızdır. Ben ise aileme karşı en
iyi davrananınızım". Demek ki örnek aile kurma ve devam ettirme hususunda da
taklit edilecek numune Resul-i Ekrem'dir.
İslam, kadına bu
değeri verip onu korurken, erkeğe de hissi davranıp, kadının yanlış
temayüllerine mahkum olmamayı emreder. Zira İslam'da aslolan, Allah'a kulluk
yolunda istikamettir. Bu istikameti ister erkek bozsun, ister kadın; İslam bunu
hoş karşılamaz.
Resul-i Ekrem, "Kadına
kulluk edenler (kılıbık) helak oldu" buyurarak ifrat ve tefridi kaldırmış, kadın
erkek arasındaki dengeyi oturtmuştur. Keza İslam, kadının fıtrî zaaflarını kabul
eder ve ona müsamaha gösterilmesi gerektiğini beyan eder. "Kadın eğe kemiği
gibidir. Onu doğrultmak istersen kırarsın".
İslam, kadına yapılan
harcamayı Allah yolundaki tasadduktan üstün tutmuştur. Hadis-i şerifte: "Allah
yolunda harcadığın para, bir köle azad için verilen para ve ehl-ü iyaline
sarfettiğin paralar yok mu? İşte bunların en büyüğü ailene sarf ettiğin paradır"
buyurmuştur.
İslam'da, kız çocuğuna
büyük önem verilmiş, onu koruma konusunda hassas ölçüler getirilmiştir: "O diri
diri gömülen kız çocuğunun niçin öldürüldüğü sorulacak". İslam'da kız çocuğunun
fazileti de övülmüştür. Allah'ın Resulü, "Her kimin kız çocuğu olur da, onu
terbiye eder ve terbiyesini güzel eder, gıda verir ve gıdasını güzel verir,
Allah-ü Teala'nın kendisine verdiği nimetlerden ona da bolluk gösterirse, o kız
çocuğu, onun için bereket ve cehennemden kurtulup, cennete girmesi için bir
kolaylık vesilesi olur" buyurmuştur. Diğer hadis-i şeriflerde de: "Kimin iki kız
çocuğu veya iki kız kardeşi olur da, maişetlerini güzelce sağlarsa, onunla ben
cennette şöyle beraberiz". "Kim ki Müslümanların çarşısına gider, oradan bir şey
alır, eve gelir ve bunu çocuklarına verirken erkekleri değil de kızları tercih
ederse, Allah o kimseye rahmetle bakar. Allah kime rahmetle bakarsa ona azap
etmez" buyrulmuştur.
İslam, boşanmayı Cenab-ı
Hakk'ın en sevmediği mubah olarak görür. Erkek mümin, kadın yanlışa sapmadıkça
onun kusurlarını affetmekle emrolunmuştur. "Eğer düzelir ve itaat ederlerse,
artık onlarda kusur arayıp durmayın (ayrılmak için hile ve çareler arayıp
durmayın)" âyeti bu gerçeği ifade eder.
İslam dini evlenmeyi
teşvik eder ve aile müessesesinin devamına büyük önem verir. "İçinizden
bekarları evlendirin. Eğer fakir olurlarsa, Allah onları, fazl-u kereminden
zengin kılar" âyetiyle Cenab-ı Hak, bizzat evliliği teşvik etmiştir.
İslam'da erkek de,
kadın da aile müessesesinde aynı şekilde sorumludur. "Kocalarının kadınlarda
olan hakları gibi, kadınların da onlarda aynı hakları vardır".
Kadının haklarını
buraya kadar sıralamaya çalıştık. Erkeklerin de kadınlar üzerinde bir takım
hakları mevcuttur. Resul-i Ekrem'in "Kendisinden kocası razı olduğu halde ölen
her (Müslüman) kadın cennete girer" hadisi bu hakların özetle bir ifadesidir.
"Kadın beş vakit
namazını kılar, Ramazan orucunu tutar, kendisini yabancılardan korur ve kocasına
itaat ederse, Rabb'inin cennetine girer".
"Onlar hamile olur,
çocuk doğurur, emzirir, yavrularına karşı son derece şefkatli ve
merhametlidirler. Eğer kocalarına karşı küfran-ı nimette bulunmasalar namaz
kılanları hemen cennete giderdi".
Kadın ve erkeğin
vazife, hak ve sorumluluklarının sahasını tespit etme noktasında şu hadise de
güzel bir örnek teşkil eder: Ensar'ın kadınlarından Esma b. Yezid El Ensariyye
bir gün Allah'ın Resulü'ne gelerek, "Ya Resulallah, ben arkamda bıraktığım bir
grup Müslüman kadının elçisiyim. Benim gibi düşünüyorlar. Benim gibi söz
ediyorlar. Şüphesiz Allah seni kadınlara ve erkeklere gönderdi. Biz de sana
inandık ve tâbi olduk. Biz kadınlar evlerde oturup kaldık. Sizin evlatlarınızı
yüklenenler olduk. Erkekler cemaat namazlarına ve cenazelere iştirak etmek gibi
hususlarda üstünlük kazanıyorlar. Erkekler cihada çıktıklarında biz onların
mallarını koruyor, çocuklarını yetiştiriyoruz. Büyütüp terbiye ediyoruz. Bu
durumda ecir bakımından onlara ortak oluyor muyuz?"
Resulullah (sav)
ashabına döndü ve onlara, "Dini hakkında bir kadının bundan güzel bir sualini
işittiniz mi?" buyurdu. Ashab, "Hayır ya Resulallah" dediler. Bunun üzerine
Resulullah: "Haydi git Esma. Geride bıraktığın kadınlara bildir. Sizden
birinizin kocasına güzel davranışta bulunup onun rızasını talep etmesi ve uygun
davranışlarda bulunması bütün bu anlattıklarına bedeldir" buyurdu. Esma,
Resulullah'ın kendisine söylediklerini müjdelemek üzere huzurdan ayrıldı.
Kadının, annelik
sıfatıyla da dinimizde ayrı bir yere mâlik olduğunu görüyoruz.
Bir defasında adamın
biri Allah'ın Resulü'ne gelerek, "Ya Resulallah hayatta en çok saygı göstermeye
layık kişi kimdir?" diye sordu. Resulullah: "Annendir" buyurdu. Adam: "Ya sonra"
diye sordu. Allah'ın Resulü yine: "Annendir" buyurdu. Adam bu kez: "Peki ya
sonra, ya sonra ya Resulallah?" deyince, Peygamberimiz: "Sonra babandır"
buyurdu".
Ebu Umame'den
nakledildiğine göre: Peygamber (s.a.v), Hayber'i kastederek ashabına, "Sakinleri
zalim olan şu kenti almaya hazırlanın" buyurdu. Bunun üzerine Ebu Hureyre
annesine giderek: "Hazırlığımı gör, Peygamber (s.a.v), cihad için emir buyurdu",
dedi. Annesi: "Beni yalnız bırakıp nasıl gidiyorsun" deyince Ebu Hureyre: "Ben
Resulullah'tan geri kalamam" dedi. Bunun üzerine annesi: "Eğer gidersen şu sütüm
sana haram olsun" dedi. Ve Peygamberimize giderek aynı şeyi ona da söyledi.
Az sonra Ebu Hureyre
Peygamberimizin yanına geldi Resulullah ondan yüz çevirdi. Ebu Hureyre:
"Ya Resulallah, seni dargın görüyorum" deyince, Peygamberimiz:
"Evet, ben sana dargınım. Annen, 'Sana hakkımı helal etmem' dediği halde onu
dinlemiyorsun. Herhangi biriniz, annesine, babasına veya onlardan birine hizmet
ettiği müddetçe cihadda olmadığını mı zanneder? Öyle zannetmeyin. Kişi annesine,
babasına hizmet ettiği ve onların haklarını ödediği müddetçe cennettedir"
buyurdu.
Ebu Hureyre diyor ki:
Peygamberimizin bu emri üzerine ben iki sene cihada çıkmadım. Ancak annem vefat
ettikten sonra Peygamberimizle cihada çıkmaya başladım".
Aynı eserde nakledilen
bir başka olay da şudur: Hz. Ömer ve Hz. Ali Kâbe'yi tavaf etmiş ve tavafı ancak
tamamlamışlardı ki, annesini sırtına almış bir delikanlının tavafa girdiğini
gördüler. Anne, oğluna yük olduğunu beyan eden bir beyit okuyor, delikanlı ise
annesine şu beyitlerle cevap veriyordu: "Benim sana yaptığımdan ne olur, anne.
Sen beni dokuz ay karnında gezdirdin". Bunu duyan İmam-ı Ali, Hz. Ömer'e döner:
"Ya Ebu Hafs, gel şu delikanlıyla yeniden bir tavaf edelim de, Allah, seni ve
beni affetsin" demiştir.
İşte İslam'da
dolayısıyla gerçekte kadın budur. Kadın bu açıdan bir insanlık gerçeğidir |