|
-Kadın nedir? Kadının aslî görevleri nelerdir?
Allah Teala imtihan yoluyla tekâmül edebilecek özellikte bir varlık yaratıp,
onu, onun için gelişme mekânı olarak hazırladığı dünyaya yerleştirdi. Bu varlık
insan idi ve erkek kadın olarak iki türü vardı. İlki Âdem ve Havva olan bu
insanları dünyaya gönderdi ve “size benden bir hidayet geldiği zaman, kimler
benim hidayetime uyarsa, artık onlara bir korku yoktur ve onlar
üzülmeyeceklerdir.” (Bakara 38) buyurarak bundan sonra olacakları onlara
özetledi. Bundan anlaşılıyor ki insanın, kadını ile erkeği ile dünya serüveni
ayette çizilen çerçevede sürecekti. Allah insanlara zaman zaman hidayet vasıtası
olacak peygamberler ve kitaplar gönderecek, insandan onların direktiflerine göre
yaşamalarını isteyecekti. Temel görevi, adına imtihan dediğimiz, bu kulluk olan
insanın her bir türüne Allah Teâlâ farklı karakterler, farklı roller verdi.
Dolayısıyla her tür, kendi çerçevesinde kulluk görevini yerine getirmekle
sorumlu tutuldu. Fazileti, şerefi ve manevî dereceyi belirleyen kıstas, kadın ve
erkeğe verilen roller değil, adına “takva” dediğimiz kulluk performansı ve
samimiyeti olacaktı.
Erkek olarak yaratılmış bir insan, kendisine verilen yetki ve roller
çerçevesinde vazifesini ne kadar tam yaparsa o derece manevî yüksekliğe ulaşır
ve mükâfatlandırılır. Kadın olarak yaratılan bir başka insan da aynı şekilde
kendisine verilen roller ve yetkiler çerçevesinde vazifesini ne kadar yaparsa, o
derecede manevî yüksekliğe ulaşır, imtihanı başarmış olur ve büyük mükâfatlara
ulaşır. Bu açıdan, her biri insan olmak ve aynı yüce imtihana tâbi tutulmak
haysiyetiyle, İslam’a göre kadın erkek eşittir. İslam gerçekçi bir din olduğu
için fıtratı inkar etmez, dolayısıyla da yaratılışları, karakterleri, güçleri,
psikolojik durumları farklı olan kadın ve erkeği, basit eşitlik çerçevesi içinde
ele almaz, manevî değer ve insanî yücelikler açısından eşit sayar. Buna göre bir
erkek görevlerini ihmal ederek ve rollerini yerine getirmeyerek, hayvanlardan
bile aşağı mertebeye inerken dünyevi olarak o erkeğin hâkimiyeti altında bir rol
verilmiş bir kadın, cennette herkesin imrendiği yüksek bir mertebe kazanabilir.
Bunun tersi de çıkabilir. Netice itibarıyla kadın, Allah’ın hitabına nail olmuş,
dünyevî imtihan ve kulluk çerçevesinde en yücelere çıkmaya namzet şerefli bir
varlıktır. Çünkü o insan cinsinin türüdür ve türler arasında bir üstünlük
yoktur. Üstünlükler ve faziletler sonradan kazanılır, kim ne kadar gayret
harcarsa, o kadar kazanma şansına sahiptir.
Bu
anlatılanlar “Kadın nedir ve aslî görevleri nelerdir?” sorusuna Kur’an ayetleri
çerçevesinde verebilecek en genel cevaplardan biridir. Yaratılışla ilgili bazı
farklılıkları göz ardı ederek ve İslam’ın kadına bakışını değişik sunup,
dinimizi itham etmek isteyenler ya cahilliğini ya da kötü niyetini göstermiş
olur.
-Günümüz
kadınının belirgin özellikleri nelerdir?
“Kadın nedir?” sorusunu, “İnsan nedir?” sorusu içinde ele alarak cevaplamaya
çalıştık.
Çünkü o zaman soruya tam cevabı vermiş oluruz. Aksi takdirde yanlış anlaşılmalar
kaçınılmaz olur. Nitekim bu konuda özellikle İslam dini ile ilgili olarak
müşahede ettiğimiz yanlışlıkların temelinde kanaatimce kadını, insan cinsinin
bir türü oluşuna vurgu yapmadan tarif etmeler yatmaktadır. İşte bundan dolayı
günümüz kadınının belirgin özelliklerini tespit ederken ve bunların sebeplerini
araştırırken de işe insandan başlamalı ve kadınların olduğu gibi, günümüz
erkeklerinin belirgin özelliklerini de görmemiz gerekiyor. Çünkü bunlar
karşılıklı erişimlerle ve aynı şartların neticesi olarak meydana geliyor.
Günümüz insanının, kadını ve erkeği ile dünkünden çok farklı olduğunu
söyleyebiliriz. Aslında dünyada eskiden beri hiç değişmeyen bazı haller vardır.
Değişen, nispetler ve dış görünüşlerdir. Habil ve Kabil’den beri, iyi ile
kötünün mücadelesi devam etmektedir. Dolayısıyla Hz. Âdem’in neslinden itibaren
iyi insanlar, kötü insanlar, inananlar ve inanmayanlar, ahireti tercih edenler
ve dünyayı tercih edenler hep olmuştur, kıyamete kadar da hep olacaktır. İyiler
temelde hep kendilerine benzemişlerdir, kötüler de. Cenab-ı Allah Mekke
müşriklerinin saçmalıklarından bahsederken, “Onlardan öncekiler de onların
dedikleri gibi demişlerdi. Onların kalpleri birbirine benzedi.” (Bakara 118)
buyurarak, kötülerin yanlışlarının hep aynen devam ettiğini, aynı düşünce
yanlışlarını yaptıklarını, kafalarının hep aynı tarzda çalıştığını bildirir.
Nitekim günümüzde İslam’a karşı çıkanlar da aynı fikirleri yeni elbiseler içinde
sunup duruyorlar. Öz değişmiyor, elbiseler, kelimeler, dış görünüşler değişiyor
ve bu aslında bir değişme değil.
İnsan da aslında, kadın olsun erkek olsun öz olarak değişmiyor; değişen insanın
elbiseleri, kelimeleri, hayat tarzı, kullandığı aletler ve teknikler. Hangi
asırda ve hangi coğrafyada olursa olsun insan yine aynı insan; zaafları var,
ümitleri var, kısa ve uzun vadeli planları var. Kâh kendini her şeyin sahibi ve
hâkimi, her şeye gücü yeten bir padişah sanıyor, kâh hayal kırıklıkları içinde
stresler ile boğuşuyor, hem dünya hem de kendisine küsüyor. Kimi inanıyor,
imanın ona sunduğu huzur dolu hayatı yudumluyor, kimi inançsızlık ve günah
bataklıklarında ne olduğunu, nasıl başlayıp nasıl bittiğini anlamadığı bir
hayatın ızdırabını tadıyor. Bu dün de böyleydi bugün de böyle. İnsanın
fıtratındaki müspet ve menfi özellikleri hep aynen devam ediyor. Ama bunların
hayat tarzına yansıması şekil değiştiriyor.
Günümüz kadınına bu açıdan baktığımızda, dün şartlar gereği bastırdığı fıtrî
duygularını ve karakterlerini, bugün ortamını bulduğu için gün yüzüne
çıkardığını; kimi fıtri duygu ve güzelliklerini de, ortamın menfi etkileri
yüzünden ve eğitim yolu ile törpülemeler sonucu ya kaybettiğini ya da gün yüzüne
çıkacağı zaman için kalbinin derinliklerinde çoğu zaman varlığını bile unutmuş
olarak sakladığını görüyoruz. Binaenaleyh bence günümüz kadının belirgin
özellikleri yerine, günümüzde çoğu kadınlarda dışa vurulan özelliklerden ve bu
özelliklerin bugün niye güçlendirildiğinden bahsetmek gerekir. Çünkü Allah Teala,
“Nefse ve onu şekillendirene, o nefse hem fücurunu hem de takvasını ilham edene
yemin olsun ki kim onu (nefsini) tezkiye eder, temizlerse felah bulmuştur; kim
de onu kirletirse zarar etmiştir.” (Şems 7–10) buyururken işaret ettiği gibi,
kadın olsun, erkek olsun her insana potansiyel olarak hem olumlu hem olumsuz
özellikler vermiştir ve onu bu özellikleri çerçevesi içerisinde imtihan
etmektedir. İnsan iradesini kimi zaman olumsuz özelliklerini güçlendirme yönünde
kullanarak nefsini mânen kirletmekte ve sermayesini kaybetmekte, kimi zaman da,
yahut kimi insanlar da, erkek olsun kadın olsun, iradesini iyi özelliklerden
yana kullanarak kendisini mânen yüceltmektedir. Elbet bu iradeye sevgiler,
arzular, ümitler, çevre, ana-baba ve hele eğitim gibi birçok şey etki
etmektedir.
Günümüzde kadınlarda bazı özellikler gün yüzüne çıkıyorsa bu, iradeyi etkileyen
şeylerle ilgilidir. Hiçbir değişme ve gelişme sebepsiz yere ve kendiliğinden
olmaz. Günümüzde insanı en çok etkileyen, çeşitli gelişmiş vasıta ve metotlarla
yapılan eğitimlerdir. Eğitimi burada sadece olumlu mânâda ele almıyorum. Çünkü
günümüzde maalesef eğitim, insanları olgunlaştırmaktan çok yozlaştırma yolu
olmaktadır. İnsanın hangi yönlerini eğitim yolu ile geliştirirseniz ve daha
doğrusu yönlendirirseniz, o yönde değişimlerin olacağı şüphesizdir. Bu bakımdan
kadın olsun erkek olsun insanın yaratılıştan getirdiği özelliklerini eğitim yolu
ile iyiye doğru da yönlendirebilirsiniz, kötüye doğru da. Buradaki iyi ve kötü
izafîdir. Ölçünüz ne ise, iyiniz ve kötünüz de ona göredir.
-Burnunu göstermekten utanan kadının yerini
günümüzde utanmaz kadınlar alıyor gibi... Sizce, kadın utanma duygusunu niçin
kaybediyor?
Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de “Erkekler kadınlar üzerine hâkimdirler” (Nisa 34)
buyuruyor. Bu ayeti, meşhur mânâsının yanı sıra ve ona bağlı olarak şöyle de
anlayabiliriz.
“Yeryüzünde işleri esas olarak idare edenler erkeklerdir. Çünkü Allah buna uygun
özellikler, güç ve kudret vermiştir.” Öyle ise dünyadaki menfi gelişmelerin
sorumluları da esas itibarı ile erkeklerdir. Kadınlarla ilgili olarak dün ve
bugün olumsuz bir takım gelişmeler olmuş ise bunun sorumlusu da erkeklerdir. Son
asrın gelişmelerine ve meydana çıkan akımlara bakın, hepsinin gerisinde
erkekleri bulursunuz. Mesela feminizmi kimler başlatmış ve teşvik etmiştir?
Reklamlarda kadınları öne çıkaran kimlerdir? “Başımız kapalı olarak okumak
istiyoruz” diyen kızlarımıza ille başını açacaksınız” diyenler kimler? Kadınları
istismar edenler ve kendi konumlarını, yetkilerini kötüye kullanarak, kadınların
zaaflarından istifade edenler kimlerdir? Bütün bunların neticesinde gençliği ve
güzelliği gidip de daha zayıf ve güçsüz kalınca vefasızlık edenler kimlerdir?
İstisnaları olmakla birlikte, bu soruların cevapları hep erkeklerdir. Allah’ın
kadına karşı “hâdimiyetle birlikte bir hâkimiyet” (Elmalılı, Nisa 34) görevi
verdiği dolayısıyla da ahirette görevini kötüye kullananları fecî bir şekilde
cezalandıracağı gerçeğini önemsemeyen facir ve kâfir erkekler... Demek ki bir de
bu konumunun farkında olan ve sırtındaki büyük yükün hesabını verebilmek için
endişeli olan, Peygamberinin, “Hepiniz birer çobansınız ve her biriniz
sürüsünden sorumludur.” fermanını unutmayanlar da var. Bu benzetmedeki çoban ve
sürü kelimelerine takılmadan, bunlarda bir hakaret manası aramadan, ana mesaja
bakacaksınız.
<>Kadın, kadınımız, dün “hayâ” dediğimiz utanma
duygusuna sahipken, daha doğrusu fıtratındaki bu duygu dün çok canlı ve güçlü
iken neden zayıflamış? Sorunun cevabında yine hâkim konumdaki, eğitici
durumdaki erkekler var. Kimi kadınlar fıtratça zayıf olarak zaten fırsat
bekliyor olabilir. Ama çoğu babasının, kocasının, hocasının zoru ile utanmayı,
onların ifadesi ile de, bazı şeylerin utanma ile alakası olmadığını
öğrendiler. Birçok tecrübe, hatıra ve hadise bunun şahididir. Yine birçok
hâdise, her şeye rağmen kadınların, temeli iman; imanının temeli de utanma
duygusu olan İslam mesajına, erkeklerden daha yakın olduğunu, onları rahat
istismar edebilmek için de erkeklerin onları bundan engellemeye çalıştıklarını
göstermektir.
<>
- Bir diğer husus da kadının evde fazla
durmadığı... Günümüz kadınları adeta sokaklara, caddelere taşınmış vaziyette.
Günümüz kadını neden sokakları evine tercih ediyor? Neler yapmalı ki kadın
tekrar evine dönsün?
İnsanları cezalandırmak istediğiniz zaman, devamlı olarak bir yerde tutar,
dışarı çıkmasına izin vermezsiniz. Çünkü insan sosyal bir varlıktır. Kadın da
bir insan olarak zaman zaman evinden çıkmak, hava almak ihtiyacındadır. Günümüz
kadını bu ihtiyacı daha fazla hissediyor olabilir. Çünkü eskiden evlerimiz
avlulu ve bahçeli idi, evlerimizin içinde ve dışında çiçeklerimiz, ağaçlarımız,
irili ufaklı hayvanlarımız vardı. Kadın, erkeği ile birlikte bağda bahçede hem
çalışır, hem kır havası alırdı. Böylece de farkında olmadan bu ihtiyacını
giderirdi. Ama bugün hele şehirlerde, apartmanlara sıkışmış kalmış insanın ağaç
görmeye, çiçek koklamaya, toprağa basmaya, hayvanlarla oynamaya, açık ve temiz
havaya ihtiyacı her zamankinden daha fazla... Hele kadın ve çocukların... Çoğu
zaman bu ihtiyacı çarşı ve pazarlarda gezerek gideriliyor. Kadınlar alışveriş
olmasa da çarşılara çıkmak ihtiyacını hissediyor. Elbette bunun psikolojik ve
sosyolojik başka birçok sebebi var.
Kadını eve döndürmek, çarşı ve pazarların ekonomik ve ahlak tehlikelerinden
kurtarmak için, önce onun açık hava ve gezme ihtiyacını meşrû yollarla
karşılamak gerekir. Bu arada hele günümüzde pazar hareketlerinin temelinde
kadınların olduğunu unutmak lazım. Ticaret erbabı, kadınların ve çocukların
fıtratındaki bazı duyguları istismar ederek israf ekonomisinin canlı tutulmasını
sağlamakta birçok olumsuzluğun sebebi olmaktadırlar. Bu bakımdan kadınların
çarşı ve pazarlarda zaruret miktarı yer almasını sağlamak, inanıyorum ki bazı
problemlerimizi çözecektir. Uzun uzun anlatılması gereken bu hususların böyle
kısaca sunulması bazı yanlış anlaşılmalara sebep olacaktır. Özellikle şunu ifade
edeyim ki sözlerimde kesinlikle kadınları küçümsemek yok. Allah’ın yarattığı ve
ona verdiği bazı fıtri duyguların istismarından bahsediyorum.
-Kadın-erkek eşitliği veya eşitsizliği üzerinde çok sözler
söylendi. Siz bu konuda neler söylemek istersiniz?
Daha önce de bahsettiğimiz gibi, bir insan yani Allah’ın yeryüzündeki bir kulu
ve halifesi olarak kadın ve erkek eşittirler. Bakınız Rabbimiz ne buyuruyor;
“Erkek ve kadınlardan her kim, mümin olarak iyi bir iş yaparsa, onu hoş bir
hayatta yaşatırız ve onların ecirlerinin yaptıklarının en güzeline göre
veririz.” (Nahl 97)
Allah Teala erkek olarak yarattığı insana belli bazı özellikler vermiş ve o
özellikleri çerçevesinde imtihana tâbi tutuyor, kadın olarak yarattığı insana da
belli bazı özellikler vermiş, onu da o özellikler çerçevesinde imtihana tabi
tutuyor. Kadın ve erkeğin yaratılışlarındaki farklılıkları inkar ederek basit
eşitlik fikri, kadınları istismar etmek için veya kadınların zararına bir
yoldur. Kadına değer vermek isteyenler, onun zarif ve narin yapısını görmeli,
ince ruh halini hesaba almalı; zayıflıklarını istismar etmek yerine ona yardımcı
olmalı ki o da erkeğe yardımcı olsun, insanlığı birlikte yüceltsinler.
Güzellik yarışmaları konusundaki görüşlerinizi öğrenebilir miyiz?
Dün burnunun ucunu göstermekten utanan ninelerimize karşılık günümüz kadınının
gittikçe utanmaz oluşunun nedenlerinden bahsederken, baş sebebin hâkim durumdaki
erkekler olduğunu söylemiştim. Aynı şekilde güzellik yarışması olarak sunulan
çirkinlik yarışmalarının baş mimarı da erkeklerdir. Bunun için önce bu
yarışmaları organize edenlere bakın, bunu göreceksiniz. Güzellik yarışmaları her
şeyden önce kadına bir hakarettir. Allah Teala kadın-erkek her insanı özel
olarak yaratmıştır. İnsan, fabrikasyon bir imalat değildir. Tabiri caiz ise
nadir bir el işçiliğidir. Çünkü Rabbimiz hani İblis’e demişti ki, “Ellerimle
yarattığım (insan)a secde etmekten seni alıkoyan nedir?” (Sad 75). Sakat görünen
insanlar bile, imtihan sırrı çerçevesinde çok özel olarak o şekilde
yaratılmışlardır, yani fabrika hatası fason imalat değildir. Allah’ın kudreti
onları da diğerleri gibi yaratmaya elbet yeterdi.
Binaenaleyh her insan güzeldir, hele her kadın güzeldir. Güzellik sadece
gözlerin gördüğünden ibret değildir. Güzellik yarışmaları yapıp, güzelliği dış
görünüşteki bazı ölçülere hapsedenler, diğer güzelliklere haksızlık ediyor,
cinayet işliyorlar. Çünkü nice güzel görünenler vardır ki içlerinde sakladıkları
çirkinlikler ortaya dökülse en günahkâr insanlar bile fersah fersah uzaklarından
giderler.
>- Son olarak söyleyeceğiniz bir şey var mı?
İslam’ın kadın konusuna bakışı genellikle yanlış anlaşılmıştır. Bunun sebebi
bazen eksik izahlar, bazen yanlış izahlar, bazen de kastî ve düşmanca
yaklaşımlar ve bu yaklaşımların sonucu olan saptırmalardır. Bunun en sivri
örneklerinden biri Prof. Dr. İlhan Arsel’in şeriat ve kadın konusunda
tarafgirâne kitabıdır. İslam’ın bir bütün olarak göz önüne alınmadığı her
değerlendirme yanlış netice vermeye mahkûmdur yanlış netice almak isteyenler de
parçacı bir yaklaşımla konuları ele almaktadır. Bu yüzden kadın konusu da
İslam’ın bütünlüğü içinde değerlendirildiğinde, insaf ehli kimseler için oldukça
orijinal ve mantıklı gelecektir. Cevaplarımın okunurken kısa zaman içinde
verilmiş olduğunun unutulmamasını rica ederek saygılar sunarım.
-Verdiğiniz bu kıymetli bilgilerden dolayı
teşekkür ediyorum. |