“Kadın”ı taciz ve istismar eden medya ve reklâmları
Ayşegül Akakuş
Aralık, 2006
Reklâm kadını…
Taciz; uğrayan kişi tarafından
hoşlanılmayan, rahatsızlık duyulan, sözlü, yazılı yahut davranışsal
tavırdır. Taciz, kadına yönelik bir insanlık suçudur.(Cengiz Hortoğlu, Akşam
gazetesi yazarı)
Televizyon, kitleleri
biçimlendirmek üzere planlanmıştır ve öyle de hizmet vermektedir.
Televizyon ile belli yaşam
tarzlarını -özendirerek-sunmak ve bunun kabul gördüğü topluluğu yönetmek,
istediğini yaptırmak özellikle günümüzde çok daha kolaylıkla mümkün oluyor.
Bunun başarıyla uygulandığı hedef kitle ise, kadınlardır.
Kadını kullanarak yine kadını
hedef alan çalışmalar(!) zamanla farklı bir boyut kazanmış 20. yüzyılda
ahlâkî sınırları zorlar hale gelmiştir. Günümüzde ise gerek TV programları,
gerekse reklâmlar aracılığıyla “kadın”ın cinselliği ön plana çıkarılarak,
ortaya çıkan durum farklı bir nitelik kazanmıştır.
Kadının kimliği, belli
sınırlarla çizilmiştir. Bunu uzun vadede en iyi başaran medya, en iyi
kullanan da reklâmlar olmuştur.
TV dizilerine göre kadın;
evinde mükemmel bir eş, çocuklarını hiç ihmal etmeyen bir anne, ekonomik
özgürlüğü elinde, işinde kariyer yapmış başarılı bir iş hanımıdır. Spor
yapar, kitap okur, sosyal aktivitelere de zaman ayırabilir, hatta ev
işlerinde yardımcı kadına bile yardım eder. Gerçekten böyle bir kadın var
mıdır? Hiç hasta olmayan, yaşama sevincini yitirmeyen, sinirlenmeyen, arada
bir yorgun düşüp uyumayan…
Reklâmlar ise, ister istemez
izleyenlerini şöyle bir kadının varlığına inandırıyor: Kadın, genç
(muhtemelen 35 yaşı geçmemiş), vücudu kusursuz ve daima bakımlı (hiç ter
kokmayan), güzel (rüzgârda saçı bozulmayan), zayıf, makyajlı ve daima modaya
uyumlu (pahalı markalı) şık giyinen ve daima cinsel çekiciliği ön planda
olandır.
Medyada kadın, erkek, çocuk tüm
izleyenlerin bilinç altına dayatılan “kadın” tipi, erkeklerde, “o kadına
sahip olma” arzusunu uyandırırken, kadınlarda da “öyle olma” mecburiyetini
hissettiriyor. Dayatılan “mükemmel kadın” tipi, aslında “imkansız kadın”
tipi olduğundan, sonsuz bir arayışa giren erkeğin karşısında, yıpranmış,
yetersiz kalmış ve bunalıma girmiş bir kadın ortaya çıkıyor.
Tüm dünya ülkelerinde “kadın”ın
çeşitli yollar ve kollar tarafından sömürüldüğünü, istismar edildiğini,
taciz edildiğini söylemek zor değil. Çünkü yıllardır yapılan istismar,
gizlenmeden gözler önünde yapılıyor. Ne reklâm şirketlerinin -kadınla
alâkalı olsun ya da olmasın- ürünlerini pazarlarken yaptığı istismar, ne de
yarışma adı altında TV ekranlarında sunulan diğer programlarda yapılan
taciz, gizlenmiyor.
Hiç çekinmeden kadının
cinselliğini gözler önüne seren reklâmlarda rol alan kadınlar, istismar
edilirken, izleyen tüm kadınlar da aslında taciz ediliyor. İzleyiciye bolca
boyanıp süslenerek sunulan reklâm filmleri, kadını yüceltircesine “güzellik”
kavramına büründürülerek sunuluyor. Sunulan bu “janjanlı” dünyaya en çok
özenenler kadınlar. Bu parıltılı hayatta en çok sömürülenler yine kadınlar.
Özendirilen de onlar, özenen de, sonunda ezilen de…
Cinsel objeye dönüşen kadın
Reklâmı yapılacak hemen her
ürün için, cinselliği çağrıştıracak bir bağ kurulmak isteniyor, bunun için
de “kadın” seçiliyor.
Kadın ve erkek parfümlerinin
ikisi için de, ayrı ayrı kadın vücudu sergilenirken, erkeklerin traş bıçağı
reklâmında, yine kadın kullanılıyor. Kahvenin kokusuyla cinselliğe davetkâr
bir ortam hazırlayan reklâm filmleri, kutuplarda kadını soyup şezlonga
uzandırabiliyor. Otomobil lastiği(!) reklâmında dahi gördüğümüz kadınlar,
otomobil fuarlarında da yerlerini alıyorlar. Üzerine oturtulmuş yarı giyinik
kadınlar olmasa otomobilleri fuarda fark edemeyecek miyiz acaba? Oradaki
kadınların amacı fark ettirmek mi?
Kendisine, her fırsatta
cinsellik aramayı ve cinselliği akla getirmeyi hedef edinen reklâmlar,
zihinleri, sadece reklâmını yaptığı ürüne ve cinselliğe odaklayarak,
kapatıyor.
Bugüne dek çocukların,
eğlenceli bir gıda olarak tanıdığı ve tükettiği dondurma, artık bikinili
kadın görüntüleri sayesinde, çocuklar için eski masum lezzetini yitirmiş
durumda. Çocuk masumiyetindeki lezzetli dondurmalar artık yerini,
bilinçaltında oluşturulan şehvetli hayallere bıraktı. Dondurmalar artık
“Aşkımla erir misin?” diyen şarkısı ile birlikte satılıyor.
Sayısı azdır, fakat kadını
cinsel obje olarak kullanmayan reklâmlarda da, cinselliği çağrıştıran
cümleler sarf ediliyor.
“Bana bir ülkenin TV reklâmını
gösterin, size o ülkenin motorunu neyin çalıştırdığını söyleyeyim.” (1)
Bugün reklâmları izleyen
herkes, bunun cevabını ülkemiz adına kendisi verebilecektir.
Özellikle şöhretli ve güzel
görünümlü kadınların, soyundurularak kullanıldığı reklâm filmlerini seyreden
diğer kadınlar da, bilinç altlarına yerleşen görüntü ile, “O ürünü satın
aldığımda, o kadın gibi olacağım” fikrini kabul ediyor. Bu durumda tüketim
adına, reklâm aracılığıyla, hem reklâm nesnesi olan kadının, hem de izleyici
olan kadının duyguları ve fikirleri sömürülüyor. Böylece akıllarda
“ideal”lerin yerini “idol”ler alıyor.
Bir zamanlar reklâmlardaki
“özgür kız” imajıyla, daima istediğini yapabilme, istediği yere tek başına
gidebilme, sözüm ona, özgür olma düşüncesi çizilmişti belleklere. Oysa
kadın, akıllı olmak zorundadır ve düşünmelidir. “Kadın, olduğu ve yaptığı
her şeyi gözetlemek zorundadır. Erkekler kadınları seyrederler, kadınlarsa
seyredilişlerini seyrederler.” (2)
İçinde bulunulan tehlikeli
duruma, daha geniş açıdan bakıldığında ortaya şöyle bir tablo çıkıyor:
Dünyayı avuçlarına almış olan kapitalist gücün, günümüzde iki zehirli baş
verdiğini görüyoruz. Medya rating için kadını çeşitli yollarla taciz ve
istismar ederken; tüketim çılgınlığı da reklâm ile kadını soyuyor.
“Kapitalizmin getirdiği cinsellik sürekli olarak tahrik edilen ve asla
tatmin edilmeyen bir arzu temeline oturur. Özellikle reklâmlar aracılığıyla
arzuyu sürekli tahrik edip asla hazzı somutlaştırmayan bir cinselliğe
dayanır.” (3)
Kaynakça:
1. Paul Knox
2. John Berger
3. Hasan Bülent Kahraman/Radikal, 01.08.2005.