Ana Sayfa DİNİ SOHBET      DİNİ FORUM    DİNİ BiLGİLER     DİNİ SİTELER SOHBETLER          KURAN

 

Menü

İslamda Aile
Abdest ve Gusul
Adet - Özel Durumlar
Cinsel Hayat
İtikadi Konular
Dualar
Hac Kurban
İslamda Kadın
İslamda Nikah ve Boşanma
İslamda Oruç
İslamda Zekat
İslamda Tesettür
İslamda  Vasiyet
Cennet ve Cehennem
Buyuk Gunahlar
İslami Cemaatler
Tasavvuf
Mehdi  -  Mesih
İslamda Merak Edilen Konular
İbretlik Hikayeler Menkıbeler
Osmanlıdan Parıltılar
Dini Yazilar

 

                                              

  1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27      28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41

Kadınların Katılımı Değil, Kadınlığın Katkısı

 
Kur’an-ı Kerim ayetlerinde bahsi geçen Saba kraliçesinin, Hz. Süleyman’ın daveti ve sonra da onunla karşılaşması sırasındaki sağlam karakteri ve dengeli davranışları pekçok öğretici noktalar içerir. Bu ayetlerin çeşitli tefsirleri ve yapılan çıkarımlar Kur’an’ın kadınların yöneticiliği meselesine bakışını konu almış ve defalarca vurgulanmıştır ki, ilgili ayetler sadece olumsuz bir ifade içermekle kalmamakta, hatta aksine bir kadının derin düşünce ve yönetimine tanıklık etmektedir. Özellikle Neml suresindeki çok bilinen ayette şöyle denmiştir: “Kraliçe dedi ki: Krallar bir diyara girdiklerinde ve orayı fethettiklerinde o diyarda bozgunculuk yapar, orayı fesada uğratırlar. O yörenin önde gelenlerini aşağılarlar. Bu, onların adet ve alışkanlıklarıdır.”
 

Saba kraliçesi başlangıçta iyiniyetinin göstergesi olarak Hz. Süleyman’a hediye göndermiş ve sonuç itibariyle de Allah’ın Peygamberine teslim olmuştu. Bu davranış, hiç kuşku yok, mevcut şartlarda onun şahsiyetinin ve ölçülü kararının göstergesiydi.

Bu zeminde büyük Kur’an müfessirleri arasında, çoğunlukla da hanım müçtehid Emîn ve son yıllarda Münire Gorcî gibi kadınlar tarafından Kur’an’daki cinsiyet eşitliğini gözeten bakışına dikkat çekmiş ve bu konuyu ele almışlardır.

Kadınların yönetici olması meselesi, o kadar uzak olmayan bir geçmiş ve sadece Müslüman milletler için değil, modern zamanlar ve toplumlar bakımından da çok az tecrübe edilmiş bir şeydir ve bu konuda hep kuşkular varolmuştur. Hatta kimileri, kadınların yöneticiliğini, âhir zamanın karanlık döneminin ve çetin koşulların alametlerinden sayarlar. Halbuki hiçbir zaman şu çok önemli noktaya dikkat etmiş değildirler: Küresel yönetimin bugünkü durumu ve mevcut istikrarsız ve sürdürülebilir olmayan ortam hep erkeklerin maskulin üslubunun eseridir. Kadınların, kadınsı bakışaçılarıyla sahneye çıkmaları, gördüğümüz hali bundan daha da kötü yapamaz. Bir diğer ifadeyle, şimdiye kadar dünyayı savaşa, istikrarsızlığa ve güvensizliğe sürükleyen faktör kadın olmamıştır. Aksine, hegemoni psikolojisi bu sorunların temel etkenidir.
 

Çağımızın hızlı değişimleri arasında, BM’nin yapısal reformu, zengin ve fakir arasındaki uçurum, uluslararası çevre örgütünün kurulması, AB’nin geleceği, Ortadoğu ve Filistin’in geleceği, İran’ın nükleer faaliyeti çevresindeki kriz gibi önemli küresel sorunların yanında çok az değerlendirilen ve ilgi gören konu, yönetim ve karar alma mekanizmalarında bulunan kadınların diplomasi alanına daha fazla katılmasıdır. Bu katılım, küresel politik dengelerin çehresini feminen estetikle değiştirecek yeni bir halka olacaktır.

“Kadınların katılımı”yla “kadın bakışaçısı” arasında fark bulunması gerektiğini tabii ki düşünmeliyiz. Bugün pekçok kadının, yönetim kademelerinin ve siyasetin üst basamaklarına ulaşmak için mecburen kendisini erkeksi gösterdiği gerçeği inkar edilemez. Hayat bahşedecek psikolojilerinden ve kadınsı düşüncenin etkin tezahürlerinden yönetimin üst mevkilerine girebilme uğruna vazgeçiyorlar. Oysa eşitliği sağlayacak, toplumların işlerini yoluna koyacak ve hatta küresel yönetimi insanlığa yararlı hale getirecek olan, kadınsı basiretin varlığıdır. Bu yaklaşımın aşırı feminizmin bakışaçısına aykırı olduğunu da ekleyelim.

Kadınsı bakışın etkisi -Gustav Jung gibi çağdaş çoğu psikoloğun teorisine göre erkek ve kadın tüm insanların kimliğinin bir parçasıdır- aslında dengenin ortaya çıkmasını sağlayacaktır. Sayısal düzene ve iktidarcı rasyonaliteye yönelen, tefsir üstadı Ayetullah Cevadî Âmûlî’nin ifadesiyle Kâdir-i Müteâl’in “celal” tecellisi olan gücün yanısıra, yaratıcılığın ve duygusallığın odağı, hayatın güzel ve motive edici tarafı veya kâinatın yaratıcısının “cemal” tecellisi olan gücün de yerini alması gerekir. Bu iki güç, birbirinin yanında durarak insanların bireysel eşitlik ve dengesini güvence altına alırken kollektif aklı da kolaylaştırır.
 

Günümüzde ahlaki ve duygusal bakışaçısının eksikliği dünyanın idari sistemlerindeki en büyük boşluk olarak önümüzdedir ve sistemlerin hastalığı kabul edilse yeridir. Bu bakımdan, ilham veren yönetim tarzının, iktidarcı yönetim tarzının yanında bulunması; yahut duygusal zeka veya heyecanın klasik zekanın yanında olması, kurumsal yönetimin krizlerinden çıkmak için işlevsel rol oynayabilir. Öte yandan kadınların her geçen gün artan biçimde uluslararası politik dengeler içinde yeraldığı dikkat çekiyor. Almanya eski çevre bakanı Merkel bugün bu ülkenin başbakanı olmuş durumda. Rice, ABD dışişleri bakanlığını yürütüyor. İngiltere’de eski çevre bakanı Beckett son aylardaki dikkat çekici siyasi gelişmeler ortamında dışişleri bakanlığı koltuğuna getirildi. Avusturya’nın eski dışişleri bakanı Waldner, AB dışilişkiler komisyonunun başına geçti. Rusya savunma bakanlığı halen bir kadının yönetiminde. Bunlara ilave olarak kadın cumhurbaşkanları da sahneye çıkmaktadır. Finlandiya cumhurbaşkanı Tanya Halonen, Şili ve Liberya’nın yeni cumhurbaşkanları bunlar arasında sayılabilir.

 

Ne yazık ki bu örneklerin çoğu kadınsı etkiyi yapamamışsa ve sırf kadınların katılımıyla sınırlı kalmışsa da  yine de politik alanın çeşitlenmesi bakımından küresel dengeye olumlu katkısı olmuştur. Daha da ilginci, geçenlerde Iraklı Şii grupların savunma bakanlığı için yetkin bir kadının seçilmesi üzerinde uzlaşmaya vardıklarından sözedilmesiydi. Önerilen isim, kabinenin diğer kadınları arasında ciddi bir seçenekti. Afganistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Umman, Filistin ve Ürdün gibi bölge ülkelerinin kabinelerinde kadın bakanların sayısındaki artış dikkat çekicidir. İran’ın eski cumhurbaşkanı Seyyid Muhammed Hatemi’nin bir kadın yardımcı seçmesindeki cesur adımı ve kadınların İran İslam Cumhuriyeti kabinesine girmeleri de İranlı kadınların kapasite ve kabiliyetlerini doğruladı. Fakat son yıllarda küresel diplomasi kadın eliyle estetik kazanmasına karşın uluslararası alanda iki fotoğraf üzerinde durmamız gerekiyor. Birincisi, bu gelişmenin küresel dengelerde zorunlu olarak adil, barışçı, çevreci, ahlaki-duygusal sonuçlara yolaçmamış olmasıdır. Bunun nedeni, maalesef bu kadınların çoğunun statükonun aynısı bakışaçısıyla işlerini yürütmesidir. İkincisi, uluslararası toplum herhalükârda şu gerçeği anlamış görünüyor: Kadınların görece söz, karizma ve ahlaki-manevi disiplinlerinin etkisi, ulusal ve uluslararası müzakerelerde konulan hedeflere ulaşabilmek için yeni bir sayfa açabilir ve karşı tarafın düşüncesinde gerekli etkiyi yaratabilir. Ulusal alanda daha ilginç noktalar bulunabilir.
 

Şia tarihinde, Allah’ın dininin hedeflerini gerçekleştirmede oynadıkları rolün nasıl katkı sağladığından bahsedilen çok sayıda kadının adı geçer. Medyada, onların kendi zamanlarında ne denli etkili olduklarına dair çok şey yazılıp çiziliyor. Hz. Zeyneb-i Kübrâ ve Ma’sûme (onlara selam olsun) veya Bibi Şehrbânû, Hekime ve Nergis Hatun gibi iyi bilinen isimlerin herbiri, dönemin sosyal ve siyasal alanlarında belli bir mesajı olan ve belirleyici rol oynayan büyük insanlardı. Bütün bunlarda bakarak sormak gerekiyor: Acaba İslam Cumhuriyeti, milletin talebi ve aziz İslam’ın öğretilerinden doğan bir nizam olarak bölgesel ve küresel diplomasi sahalarında kadınların kapasitelerinden yararlanıp dünyaya kadınsı bakışaçısından doğru biçimde faydalanan sahih bir örnek sunamaz mı? Eğer Hekime Hatun veya Hz. Ma’sûme (ki Kum kenti yakınlarda onu anmak üzere büyük taklit mercileri, medreselerin yüksek alimleri ve üniversite hocalarının biraraya geldiği bir toplantıya tanıklık etti) bugün yaşasalardı onlara nasıl muamele edilirdi? Büyüklük ve kutsallıklarından edilen onca söze uygun olarak işlerin çekilip çevrilmesi ellerine bırakılır mıydı?

Bir yandan Usulîlerin kadın sorunları konusundaki gidişatı, kadınların bireysel rolleri, kimlikleri ve haklarının gerilediğini vurguluyor. Nitekim “Kadın Katılım Sorunları Merkezi”nin adı “Kadın ve Aile Sorunları Merkezi” olarak değiştirildi. Kadınların yöneticiliğinin erkeksileştirilmesinde ifrata varan bir süreç yürürlükte ve soruna hiç gerçekçi olmayan bir üslupla bakılıyor. Aynı şekilde bu merkezin yeni ve önceki başkanlarının son birkaç aydır kadın sorunlarında yaşanan dalgalanma hakkındaki sözleri, aile hukukunun kadınların bireysel haklarının üstüne çıkarıldığını ortaya koyuyor. Bu uzmanların yanısıra medyamız da kadınlar için eş ve çocuklu olma dışında bir kimlik ve rol düşünmüyor. Oysa rivayetlere göre Musa b. Ca’fer kızı Hz. Ma’sûme evlenmemişti, çocuğu yoktu. Ama bu büyük şahsiyet bugüne kadar Şii dünyanın ilim kutbu olarak bilindi. Aynı şekilde taklit mercileri ve ulema için ilham kaynağı oldu. Bu büyük alimler, kendilerini, bireysel kimliğiyle o makama ulaşmış bulunan o hanımın yardımı kapsamında görürler.

Dolayısıyla İslami nizamın kapasitesi, İslam tarihi, Şia öğretileri, İranlı kadınların donanımı ve onların ulusal, bölgesel ve küresel meselelere etkide bulunma gücüyle, İranlı kadınların ev hanımlığını sosyal pozisyonlara tercih etmeleri gerektiğine inanan bazılarının algısı arasında bir uyum var mıdır? Tabii ki onların sosyal pozisyondan ne anladıklarına bakmak gerekir. Unutmayalım ki İmam Humeyni, eski Sovyetler Birliği lideri Gorbaçov’a yazdığı mektubu iletmekle görevli diplomatik heyete, devrimin önde gelen kadınlarından biri olan Debbağ’ı bizzat kendisi tayin etmişti. Devrimin lideri Hamanei de son yıllarda aynı yönde hareket etmektedir. Öyleyse kadınsı bakışaçısının etkin hale getirilmesi ve kadınların yöneticiliğinin İslami bir nizamda sınırları nelerdir? Acaba bu zeminde hiç olmazsa dini öğretilerden ve milli kapasitemizden yararlanabiliyor muyuz?

Gerçekten, eğer Hz. Ma’sûme bugün yaşasaydı ülkenin idari ve siyasi sisteminde hangi konumda olabilirdi?

Dr. Ma’sûme İbtikar
(Hatemi hükümetinde İran’ın ilk kadın cumhurbaşkanı yardımcısı olarak görev yaptı.)

Çev. Kenan Çamurcu
Alıntı : Bilgi ve Hikmet, 2006 Haziran

 

 
                               İSLAMİ SOHBET GİRİŞİ
 

 

 Son Eklenenler

    İslami Dosyalar Oku  veya İndir

    Dinimi Öğreniyorum

 Allah ın Lafızları Manaları

 PEYGAMBERİMİZİN HAYATI
Peygamberimizin Sunnetleri
Peygamberimizin Hanımları
Peygamberimizin Mucizeleri
Peygamberimizin Torunları

  RİSELE İ NUR KÜLLİYATI

Said Nursinin Hayatı
Nurdan Damlalar
Said Nursi Ve Talebeleri
Risale-i Nurdan Esintiler

 

       SERBEST KURSU
Yemek Tarifleri
Guzel Sözler
Dini Flimler
Dini Sohbetler
islami Resimler

      MUBAREK GUNLER      Recep Ayı
Regaib Kandili
Miraç Kandili
Şaban Ayı
Berat Kandili
Ramazan Ayı
Kadir Gecesi
Ramazan Bayramı
Şevval Ayı
Kurban ve Kurban Bayramı
Muharrem Ayı ve Aşure Günü
Safer Ayı

Kutlu
Doğum ve Mevlid Kandili

  CENNET HAYATI
  Cennet Nimetleri
 Zenginlik ve Bolluk
Mekanlarının Güzelliği
 Cennetteki Yiyecekler
 İnsan Güzelliği
 Doğa Güzelliği
 Güzel Kokular
 Sesteki Güzellik
 Yaşam ve Gençlik
 Herşeyin Olması
 ALLAH'a Yakınlık
 Yaptıklarınızın Karşılığı
 Cennet Ehlinin Özellikleri
 Ölüm Anı

BAYRAM-KANDİL MESAJLARI

Ramazan Bayram Mesajları
Kurban Bayram Mesajları
Kandil Mesajları

MEZHEPLER

Mezheb Nedir
İtikadi Mezhebler
Fıkhi Mezhebler
Hanefi Mezhebi
Şafii Mezhebi
Hanbeli Mezhebi
Maliki Mezhebi

Eshab-ı Keyf           

              

                                                                              Link Değişimi

dinichat  dini sohbet  islami chat  Site Haritası