|
|

1
2
3
4 5
6
7 8
9
10
11 12
13
14
15 16
17
18
19 20
21
22
23 24
25
26
27
28
29 30
31
32
33 34
35
36
37 38
39
40
41 |
Bu “Lolita Sendromu” da Nerden Çıktı…?
Bundan çok değil on yıl
kadar önce 10-14 yaşlarındaki kız çocuklarının nasıl giyindiklerini
hatırlıyor musunuz…? Genellikle cicili bicili tokaları, fırfırlı etekleri
olurdu… kılık kıyafetlerinden henüz çocuk olduklarını anlardık… onları
tanımakta ve yaşlarını algılamakta hiç mi hiç zorluk çekmezdik. Yetişkin
giysilerinin aksine, giysi biçimleri onların masumiyetini ve yapısal
büyümemişliklerini sembolize ederdi.
Özel günleri olduğunda –
mezuniyet gibi, yakın bir akrabalarının düğünü gibi- en şirin giysiler kız
çocuklarınınki olurdu. Çıtı pıtı genç kızlar veya henüz çocukluktan
kurtulamamış tavırlar hep devredeydi.
…düğünlerde veya eğlencelerde
sahneye çıkıp oynadıklarında sevimli görünürlerdi. Yaptıkları figürler,
çevreyi eğlendirip, yüzlerde gülücük oluşturmaktan öteye gitmezdi. Onlara
her bakışımızda içimizdeki çocuğu görmüş gibi olurduk… “ahhh ahhh…şimdi
onların yerinde olmak vardı…!” dercesine iç çekiştirirdik…
Bugün…? Yani günümüzde…?
Kız çocuklarının kılık
kıyafetleri değişti. Farklılaşan giyim trendleri en fazla küçük kız
çocuklarımızı vurdu… fırfırlı etekler, cicili bicili giysilerin yerini, ne
kadar korkunç ki, seksi kadın kıyafetleri aldı…
…eteklerin boyları iyice kısaldı
öncelikle… hadi kısaldı diyelim… giysiler bedene oturmaya başladı…
annelerinin kıyafetlerinin küçük modellerinden öteye gitmemeye başladı.
Üzerindeki bluz kadın modeli mi genç kız modeli mi anlaşılamaz oldu…
mezuniyet törenlerinde giydikleri giysiler garipleşti…!! ablalarının,
annelerinin yaşına uygun olan gece kıyafetlerinin, boyutça küçültülmüş ama
maalesef yaşça uygun hale getirilmemiş modellerini giymeye başladılar… son
derece seksi bir nişan kıyafetinin, kendi bedenine göre dikilmiş halini
giyinir oldular…
…danslarındaki figürler değişti…
şıkıdım şıkıdım oynanan oyunlardan, sahnelerde stipriz yapan ve tüm bedenini
seksi bir objeye çeviren dansçılar(!) gibi oynamaya başladılar. Vücutlarına
yaptırdıkları sözüm ona dans figürleri, yaşlarının hiç de kaldıramayacağı
boyutlara ulaşmaya başladı… sahnede dans mı ediyorlar, yoksa onu bunu
kışkırtıcı hareketler mi yapıyorlar belli değil havasına büründü.
…iyi de bu hallere nasıl geldik…
geçmişin “masum kız çocuğu” nasıl oldu da “Lolita”ya döndü…?
…Lolita’yı tanıyor musunuz…?
1955’lerde
yayımlanan bu romanı okuyanlar bilirler… veya bir dönem beyaz perdeye
aktarılmıştı… ve neredeyse lolitayı tanımayan kalmamıştı…
…yayımlandığı dönemde ve filme
aktarıldığında epeyce ilgi çeken ve pek çok anlamda spekülasyona neden olan
bu kitap (-ki nedense ‘eser’ demek içimden gelmiyor) günümüzün de
trendlerini belirlemeye başladı.
…nasıl mı?
…
Prof. Dr. Kerem Doksat’ın
geçtiğimiz günlerde mail attığı bir yazı ilgimi çekti. Uzun zamandan beri
hakkında yazı yazmak istediğim bu konuyu sizlerle de paylaşmak istedim
sevgili okurlar…
Kerem Hoca’nın kaleminden,
bilmeyenler için, bu kitabın özetini geçeyim. Kendi ifadelerimle yazmak
istedim ama hocanın üslubu hoşuma gittiği için üzerinde oynama yapmadan,
onun dilinden aktarmak istedim sizlere…
“Nabokov 1955’de yayınlanan
romanında çok kültürlü, birkaç lisan bilen Humbert adındaki bir
akademisyenin ilginç hikâyesini anlatır. Yapayalnız yaşayan bir dul olan
Charlotte Haze’nin Amerika’daki evinde bir oda kiralayarak Avrupa’yı terk
etmiştir Humbert. Bu göçün altında yatan sebep ise ne ilimdir ne de fendir;
Charlotte’nin on iki yaşındaki güzel kızı Dolores Haze’yi tanıdıktan sonra
ona vurulmuştur. Zamanla da küçük kızın ismini duygusal bir kısaltma ile
Lolita diye anmaya başlar. Esasen, Humbert’in kendini bildi bileli câzibeli
ergenlik öncesi çağı kızlara (nimfetler: nymphets) karşı tutkusu
olagelmiştir. Kendisi hayatının ergenlik öncesi döneminde iken çocukluk
sevgilisini veremden dolayı kaybetmiştir ve oraya takılıp kalmıştır. Dul
Charlotte ve Humbert evlenirler; karısına hürmette kusur etmeyen damat
gözünü ve aklını küçük kızdan ayıramamaktadır aslında. Bir süre sonra
Humbert’in günlüğünü ele geçiren Charlotte okudukları karşısında donakalır!
Kocasının aslında küçük kızına âşık olduğunu ve kendisine karşı bir şey
hissetmediğini öğrenen kadıncağız beyninden vurulmuşa döner. Kızını ondan
kaçırarak kurtarmaya çalışır ama Humbert sonunda Lolita’yı bulur ve
aralarındaki ilişki sürer ve pek çok hazin olay yaşanır…”
…
Günümüzde sokaklarda “küçük
kadınlar” şeklinde dolaşan kızlar görmeye başladık. Kadınsı hareketler,
kadınsı giyimler, kadınsı tavırlar, kadınsı konuşmalar, kadınsı
çekicilikler… vs. Eskiden 11-15 yaşında cicili bicili kıyafetlerle
gördüğümüz kız çocukları, artık 30-40 yaşındaki seksi kadınlar gibi
giyinmeye, yürümeye başladılar. Özellikle lüks semtlerde dolaşan, yaşının
gerektirdiği davranış kalıplarının çok dışında hareketler sergileyen bu
kızlar, maalesef onların çaresizliğini dört gözle bekleyen 30-40’lı
yaşlardaki kötü niyetli erkeklerin tuzağına düşmeye başladılar.
Kısacası
“Lolita Sendromu” diye bir şey ortaya çıktı sevgili okurlar…!
Ne izlediğimiz önemlidir…
çocuklarımıza ne izlettiğimiz önemlidir… ne kadar korkunç ki sanat adına(!)
yazılan kitaplar veya çevrilen filmler, zaman içinde sistematik olarak
toplumun ahlaki yaşam şekillerinde yozlaşmalara ve olumsuz noktalara doğru
sapmalara yol açıyor.
Lolita öyle hayatımıza girdi ki,
genç bir manken ortaya çıksa, bu kelimeyi duymaya başlıyoruz…!
…“lolita manken falanca…”
…işin garip olan tarafı o manken
de bu lakaba bayılıyor… halinden çok memnun görünüyor…
“…Yahuuu insan bir düşünür…!” kim
bu lolita…?? ben kiminle
özdeşleştiriliyorum diye… üvey babası tarafından göz konulan ve küçükcük
yaşına rağmen seks objesi haline getirilen ve onun –yaşından dolayı henüz
gelişmemiş- seksüel yanlarından istifade edilmeye çalışılan bir küçük kız…!
…kişi olarak algılanmayan… kişi
olarak değer görmeyen… kişilik özellikleriyle ilgilenilmeyen… kişilik yapısı
umursanmayan… cinsel bir nesne… metaa… obje… seks objesi… bunların ötesinde
hiçbir şey değil… sadece beden imgesi olarak algılanan varlık…!
…seviniyor manken kızlarımız… ya
da kendisine lolita denilenler… lolitanın ne olduğunu bile bilmeden… “Siz
bana ne demek istiyorsunuz… ben bir kişiyim… kişiliğim… varlığım… var
olduğum ve insan olduğum için değerliyim… insani vasıflarımla hayattayım…”
diyemeden…!
…
Lolita sendromu neredeyse hızla
yayılmaya başladı sevgili anne-babalar… çocukluktan hızla sıyrılıp, cinsel
ögelerin hızla algılanmaya başlandığı ve beden imgelerini tanımak için ve
karşı cinsle paylaşmak için sabırsızlanan bir nesil ortaya çıkmaya başladı.
Ruhsal ve biyolojik anlamda gelişmemiş, olgunluk düzeyine erişmemiş
çocuklarımız, ruhsal bünyelerinin kaldıramayacağı bir hızla cinsel süreçler
yaşamaya başladılar. Ortaokul, lise bir düzeyinde genç kızlar olmadık şeyler
yaşıyorlar…
Yollarda, sokaklarda aşırı
giysilerle dolaşmaya başlayan “minik kızlarımız” yaşlarına uygun olmayan
aşırı cinsel deneyimler yaşamaya da başladı maalesef. Ebeveynler olarak
dikkatli olmalısınız.
…Vaktinden çok önce cinsellikle,
sapkınlıklarla ve akabinde sigarayla, alkolle tanışıyorlar. Bazılarında buna
bir de uyuşturucu, uyarıcı maddeler ekleniyor. Tabii ki ciddi trajediler de
bunu takip ediyor.
Medya her eve
girdi… dünyada olup bitenler çocuklarımızın gözünün önünde… sansürsüz ve
agresifçe! Vaktinden önce büyümek için onları âdeta kamçılayan bir reklâm ve
özendirme bombardımanı var. Bebek bezi reklâmlarında bile erotik temalar
kullanılır oldu. Para-merkezli dünya görüşü her yere hâkim oldu.
Çocuklar çocukluklarını
yaşamalı… gençler gençliklerini… her şeyin bir yaşı ve zamanı var… vaktinden
önce yaşanan ve kamçılanan her yanlışlık, evlatlarımızın ruh sağlığını
bozuyor… aman dikkat…!
…
Madonna’nın ciddi bir haber
kanalında okuduğum röportajında kendimi çok kötü hissetmiştim. Müzik
kanalları vasıtasıyla evlerimize giren (-gerçi bizim eve giremiyor çok şükür
J), kıyafetleriyle ve sahnede yaptığı erotik danslarıyla toplumumuzun ahlaki
yapısını, ruhsal dengeler açısından, son derece olumsuz yerlere taşıyan bu
kadın, 9-10 yaşına gelen kızına daha hiç televizyon izletmediğini
söylüyordu. Kızının eğitimiyle yakından ilgilendiğini, aynı anda 7 veya 8
dil öğrenmesi için önemli hocalardan ders aldırdığını, internet başına
oturtmadığını, oturursa bile kendisinin kontrolünde ve uygunsuz sitelere
girmeden sadece bilimsel amaçlarla kullandırdığını uzun uzun anlatıyordu
yazıda.
…düşünebiliyor musunuz sevgili
okurlar…?? başkalarının çocuklarının hayatını mahveden… dans-müzik gibi en
güzel sanat alanını ve dünyanın ortak dili olan bir nesneyi, faaliyeti,
erotik/seksi bir malzemeye dönüştüren, dans adına yaptığı gösterilerin bile
artık adı değişen ve çok affedersiniz ama yaptıkları dans etmekten çıkıp…
neyse daha fazla yazmayayım bu kısmını… hepiniz ortalama biliyorsunuzdur
orada dans edilmediğini…!
…evet bu bayan… başkalarının
hayatını mahveden ve evlerimize sansürsüzce girebilen bu kadın, kendi öp öz
evladını, kendisi gibi tehlikelerden korumak adına televizyon bile
izletmiyor…!
…bizdeki anne/babalar da uyuyor…
maşallah uyumaya da devam ediyor…!
…
Anne/babalar uyanın… özellikle
anneler sizler uyanın… çocuklarınıza seçtiğiniz giysiler, kız çocukları için
uygun giysiler olsun… onları vaktinden önce büyütmenin, kadın gibi
giydirmenin bir anlamı yok…! Bugün siz doğru ve yaşına göre giyim mantığını
öğretmezseniz, o mantık ruhsal/psikolojik ve biyolojik gelişimlerinde de
ortaya çıkar… onlarla güzel zaman geçirin ki, sizinle olmaktan sıkılıp,
gidip ekran başında lüzumsuz şeyler izlemesinler…
…unutmayın… çocuğunuzu siz
büyütmezseniz başkaları büyütüyor… onlar da büyütürken kendilerine malzeme
olacak biçimde şekillendiriyor…!
Sevgiyle kalın…
mehtapkayaoglu@gmail.com
Kaynak:
Haber 7, 26.06.2005
Not: Resimler eklenmiş
olup, orjinal yazıda yoktur.
|
|
|
|
|
|
İSLAMİ SOHBET GİRİŞİ |
|
|
|
|
|
|
|