Killigil’i kim öldürdü-İslami Sohbet

yorum yok
5 views okuma
4 Ağustos, 2012

“Nuri Killigil, iş adamı kimliği dışında II. Dünya Savaşı’na  bigane kalmamış, bir İttihatçı olarak, Almanlarla birlikte Sovyetlere karşı savaşmanın doğru bir karar olacağını düşünerek, lobi faaliyetinde bulunmuştur. Nuri Paşa’ya göre S.S.C.B’nin yıkılması durumunda Türki Cumhuriyetleri esaretten kurtulacak özgürlüklerine kavuşacaklardı. Onun bu bakış açısı iktidarda bulunan İsmet İnönü’yü rahatsız etse de,  Almanların ilerleyişi İnönü’nün bu duruma ses çıkarmasını engellemiştir. İnönü Almanların kesin olarak savaşı kaybedeceklerini anlayınca, harekete geçerek Killigil ve arkadaşlarını ‘oyunun dışına’ çıkarma kararı almıştır.”

Yakın tarihe, övgü ve sövgü arasında kutuplaştırılan bir tarih yazıcılığı üzerinden, yeni tartışma alanları açmanın da faydalı olacağını düşünmüyorum. Böyle  düşünceleri olanların da kendilerini sigaya çekmeleri taraftarıyım.

Prof. Dr. İlber Ortaylı ‘Yakın Tarih’in Gerçekleri’ adlı kitabında, “Benim Türk aydınına sürekli söylediğim bir şey var; Osmanlı mirasını reddetmek ya da benimsememek gibi bir lüksümüz dahası böyle bir tercih hakkımız yok. Yüzyıl öncesini okumamız, geçmişle diyalog halinde olmamız gerekir. Bugün bazıları ‘Resimli Osmanlı Tarihi’ okuyarak ahkam kesiyor. Tarih bilgisi bu düzeyde olan insanlarla Türkiye’de Osmanlı mirasını tartışılamaz. Tartışılırsa bugün içinde bulunduğumuz, düşünsel hercümerce düşeriz” derken, çok önemli bir noktaya dikkat çekiyor.

Bir kör dövüşü haline getirilen ve yakın tarihimiz üzeriden girişilen hesaplaşmaya artık bir son verilmesi gerektiği kanatindeyim. Hesaplaşmadan çok, geleceğe yönelik ortak bir referans oluşturma  temayülü teşvik edilmeli. Burada bize düşen görevlerden biri geçmişe ait yaşanmışlıklar üzerinden yeni sorgu alanları açmaktır. Yakın tarihimiz girift bilmecelerle dolu. İşin keyifli olan tarafı da bu olsa gerek. Soru sormak ve o sorunun cevabını cetvelle ölçmek.

Karabekir paşa’nın başına gelenler

Kazım Karabekir Paşa’nın yazdığı ‘İstiklal Harbimizin Esasları’ kitabı 1930’lu yıllarda yasaklanarak yakılmıştı. Kitap, Cumhuriyet tarihinde yakılan ilk kitap olma özelliğini taşıyordu. O gün basımına izin verilmeyen bu kitap ancak 1960 yılında Demokrat Parti döneminde yeniden basılabilmişti. Kazım Karabekir Paşa, bir dönemin canlı tarihi olarak, abartılan ve gizlenen gerçekleri gün yüzüne çıkartıyordu. Açıkça, ‘öyle değil, böyle’ diyordu. Kazım Karabekir Paşa’nın başına  neler geldi. Saymakla bitmez. Ama canını zor kurtardığını biliyoruz.  Şahsına yapılan karamalar da cabası.

Bir de Karabekir Paşa gibi şanslı olmayanlar, yani canını kurtaramayanlar var. Ne yazık ki canını kurtaramayan, birçok tarihi şahsiyet, unutulmanın ötesinde yok sayılıyor. Neden ve niçin öldürüldükleri araştırılıp yazılmıyor bile. Yazılıp çizilmeyenlerden biri de Nuri Killigil’in başına gelenler.

3. Ordu ve Kafkas İslam Ordusu

Nuri Killigil Enver Paşa’nın kardeşi olarak hep gölgede kaldı. 3. Ordu ve Kafkas İslam Ordusu Komutanlığı (Kafkas Cephesi I. Dünya Savaş’ında Osmanlı topraklarında açılan ilk cephedir) yapmasına rağmen, önce çıkartılan bir kişilik olmadı. Burada Killigil’in görev yaptığı 3.Ordu’nun üzerinde biraz duralım. 3. Ordu’nun kendisi kadar tarihi de önemli. 3. Ordu Selaniklidir. ‘Devrimcidir’. I. Meşrutiyetin ilanında önemli rol oynamıştır. Hareket Ordusu’nu içinden çıkarmıştır. Enver Paşa ve Mustafa Kemal 3. Ordu’nun kurmay subayları arasındadır. Nuri Killgil’in de 3. Ordu’da görev yapmasının tesadüf olmadığını düşünüyorum. Killigil sicili başarılarla dolu bir askerdi. Osmanlı’dan Cumhuriyete evrilen süreçte önemli hizmetleri oldu. Bütün bunlar, siyasi bir suikaste uğramasına engel olmadı. En azından ben Killigil’in  bir suikast sonucu öldürüldüğünü düşünenlerdenim.

Türkiye’nin geleceğine düzenlenen suikast

Türkiye’de uzunca bir süreden beri geçmişle yüzleşme, adına önemli adımlar atılıyor. Konuşulmasından imtina edilen konular, üzeri örtülen olaylar, facialar katliamlar, gazete köşelerinden tutun, televizyon programlarına radyolara, sosyal medya ağına kadar geniş yelpazede gündem olmuş durumda. Ama ne derecede yüzleşiliyor orası muamma.

Her şeyin konuşulduğu bir Türkiye’de, yakın tarihin altı çizilmesi gereken figürlerinden biri olan Nuri Killigil ve arkadaşlarının başına gelenlerden hiç bahsedilmiyor. Ali Şükrü Bey, Sabahattin Ali cinayetleri çeşitli zamanlarda gündeme getirilirken Killigil’e düzenlenen suikast, (ki bu suikast Türkiye’nin geleceğine düzenlenmiştir) yazı konusu dahi edilmiyor.

Azerbaycan halkını Ruslara karşı örgütleyerek, buradaki Rus-İngiliz varlığını kıran Nuri Paşa’nın ölümü aslında Türkiye’de, bugünlerde sıkça konuşulan yapılanmalardan bağımsız değil. Kurduğu silah fabrikasıyla Türkiye’nin ilk yerli silahlarından birini ‘Killigil Tabancasını’ üreten Nuri Paşa, Türkiye’nin silah sanayisine de büyük katkılarda bulundu. Ta ki  fabrikasında patlayan bombalar sonucu hayatını kaybedene kadar.

1949 yılında Nuri Paşa’nın Sütlüce’deki fabrikasında peş peşe üç patlama oldu. Bu patlamalar sonucunda fabrikada çalışan 27 kişi hayatını kaybetti. Nuri Paşa’nın cesedine dahi ulaşılamadı. Olayın siyasi bir suikast olduğu iddiaları meclise taşınmış, birçok mebus konunun aydınlatılması için yoğun çaba sarf etmişti ama nafile. Çoğunluğun suikast olarak nitelediği bu patlama bir türlü aydınlatılamadı. Nuri Paşa’yı kim ya da kimler neden ortadan kaldırmak istemiş olabilir ?

İnönü Killigil’den rahatsız

Nuri Paşa, iş adamı kimliği dışında II. Dünya savaşına  bigane kalmamış, bir İttihatçı olarak, Almanlarla birlikte Sovyetlere karşı savaşmanın doğru bir karar olacağını düşünerek, lobi faaliyetinde bulunmuştur. Nuri Paşa’ya göre S.S.C.B’nin yıkılması durumda Türki Cumhuriyetlerin esaretten kurtulacak özgürlüklerine kavuşacaklardı. Onun bu bakış açısı iktidarda bulunan İsmet İnönü’yü rahatsız etse de,  Almanların ilerleyişi İnönü’nün bu duruma ses çıkarmasını engellemiştir. İnönü Almanların kesin olarak savaşı kaybedeceklerini anlayınca, harekete geçerek Killigil ve arkadaşlarını ‘oyunun dışına’ çıkarma kararı almıştır. Killigil’in fabrikasındaki patlama bu kararın sonucumudur, tartışılmaya muhtaç bir olgu. Ama kesin olan bir şey varsa o da mevcut iktidarın Nuri Killigil’den duyduğu rahatsızlıktır.

1940’lı yıllarda Türk coğrafyasında da önemli gelişmeler olur. 1944 yılında bugün Doğu Türkistan olarak adı geçen bölgede Şarki Türkistan İslam Cumhuriyeti (Ş.T.İ.C.) kurulur. Rusya ve Çin arasındaki anlaşmazlıktan yararlanılarak kurulan bu cumhuriyet 1949 yılına kadar yaşar. “Türkiye bize beş yüz bin askerle yardıma hazırdır.”diyerek Anadolu’da kurulan genç Cumhuriyete umut bağlayan Türkistanlılar, devlet kurup yönettiğini zanneden bir grup ön görü yoksunu tarafından, açıkça ölüme terk edilir.

Şarki Türkistan İslam Cumhuriyeti

Ağustos 1949 yılında Ş.T.İ.C ‘nin önemli subaylarından, General İshakbek, General Delihan, ‘uçak kazası’ ile ortadan kaldırılır. Baskı ve zor kullanmalar, ayyuka çıkar. Çin’deki devrimin ardından Ş.T.İ.C tarih sahnesinden silinir. ‘Gök Bayrak’tan Al Bayrak’a selam olsun diyerek Milli Mücadele’ye destek olan Türkler, aynı desteği Türkiye’den göremez. Türkiye Cumhuriyet’ini yönettiğini iddia edenler kendi ihanetleri yetmiyormuş gibi, içerde de Ş.T.İ.C’ye destek olanları, kara listeye almışlardır. 2 Mart 1949 yılında Killigil öldürülmüş Türkiye’de bir sürek avı başlatılmış, aynı yılın ağustos ayında Ş.T.İ.C yıkılmış. Yine aynı yılın ağustos ayında  Türkiye Avrupa Konseyi’ne üye yapılmıştır.

Nuri Killigil bir silah üretici olmasının dışında, Osmanlı İmparatorluğu’na  ve Türkiye Cumhuriyeti’ne önemli hizmetlerde bulunmuştu. Türkiye’nin yerli bir silah sanayine sahip olmasını engellemek isteyenler Nuri Killigil’i ortadan kaldırmak istemiş olabilir. Bu yukarıda sorduğum sorunun cevaplarından sadece biri. Bir olasılık olarak önümüzde duruyor. Daha da önemlisi, Killigil taşıdığı misyon. Acaba bu girişim birlerine mesaj niteliği mi taşıyordu. Bu nokta hala karanlık.

Sabis, Erkilet ve Killigil

1939 yıllarını takiben gazetelerde askeri yazılar yazan bir numaralı  isim eski bir asker olan Ali İhsan Sabis’di. Sabis’in Killigil ile benzer bir özelliği vardı. Sabis de Killigil gibi I. Dünya Savaşı’nda Kafkas Cephesi’nde savaşmıştı. Daha da önemlisi Sabis Killigil’in komutasındaki Kafkas İslam Ordusu’nda görev yapmıştı.  Savaştığı cephelerde büyük başarılara imza atan Sabis, aynı zamanda İsmet Paşa ile yıldızı barışmayan bir komutandı.

Kurtuluş Savaşı’nda takındığı tutum nedeniyle İsmet paşa ile arası açılmış, bu durum Cumhuriyetin ilanında sonra da sürmüştü. Orta Asya’ya yönelik düşünceleri nedeniyle, İnönü tarafından tahkikata uğratılan Sabis, çeşitli kereler tutuklanarak ağır baskılara maruz kalmıştı. Sabis’in Genel Yayın Yönetmenliğini yaptığı ve yazılar yazdığı Tasvir-i Efkar gazetesi 1949 yılında kapatıldı. Sabis, ancak 1950 yılında Demokrat Parti iktidarı ile özlük haklarına yeniden kavuşabildi. Sabis gibi, Hüseyin Emir Erkilet’te o yılarda benzer yazılar kaleme alıyordu. Dönemin Alman Büyükelçisi Franz von Papen ile başta Nuri Killigil, Ali İhsan Sabis  ve Hüseyin Erkilet’in yakın temaslar içinde olduğunu biliyoruz. Ve bildiğimiz bir şey daha var. İttihatçıların şu ya da bu sebeple zamanla ortadan kaldırıldıkları gerçeği. O günlerden bu günlere, ağır sanayi hamlesini gerçekleştirmeyen bir ülke olarak hala Türkiye’nin dışa bağımlılığı devam ediyor. İkinci Dünya savaşı akabinde, yani Killigil’in ölümünden sonra müttefik kuvvetler, ellerindeki eski silahları Türkiye’ye hibe ederek yerli silah sanayinin gelişmesine de engel oldular. Bu yardımın amacı da bağımlığının devamını sağlamaktı. Türkiye’nin belli alanlarda gelişmemesini isteyen bir lobiden açıkça söz edebiliriz. Killilgil’in ölümü bu lobi faaliyetlerinin bir işi olabilir mi. Yeni bir soru daha.

Bir çıkarsama ‘Doğu Ekspresinde Cinayet’

Agatha Christie’nin Doğu Ekspresinde Cinayet adlı romanı, geniş kitleler tarafından sinemaya uyarlanan versiyonuyla tanındı. Christie bu kitabı İstanbul’da Pera Palas’ta yazdı. Romanda yer alan karakterlerden birinin Constantin ismini taşıyor olması yazarın İstanbul sevgisinden mi kaynaklandı acaba?

Kitap Orient Ekspresi de işlenen bir cinayeti konu edinir. Roman hakkında çok fazla şey konuşulabilir, ama biz dedektif Hercule Poirot’nun cinayeti çözdüğü, son bölüme bakalım. Poirout yolcuları salonda toplar ve cinayet üzerine iki çözümleme yapar. Biri çok itibar görmez diğeri ise doğru olandır, ama o da yolcuların işine gelmez. Çünkü ikinci önerme yolcuların aleyhinedir. Bu yüzden ilgililer birinci önermenin doğruluğuna kanat getirirler. Doğru her zaman doğrudur, fakat kabul edilebilirliği ve söylenilebilirliği, zamana mekana ve duruma göre değişmektedir. Önemli olan doğruları bulup ortaya çıkarmaktır. Poirout’un yaptığı gibi. Sonra bu onurun! sevincini yaşamaktır.

 

dini sohbet,dini sohbet odaları,dini chat,dini sohbetler,dinisohbet,dinichat,dini sohbet siteleri,islami sohbet,nur sohbet,nur chat,seviyeli sohbet,muhabbet,nur sohbet odalari,nur chat odalari


Bir önceki yazımda « makalem var.

Benzer Yazılar

Merhaba Değerli islami sohbet siteleri İle En Güzel Arkadaşlıklara Merhaba ...

Dostluk Ve Saygı Sevgi İle Geliyoruz Kardeşliğe Önem Verenlerin Sitesi Haline ...

Sanma Mutlu Olursun Hayata Yersiz Zamansız Mutluluklar İnsana Tarafsız Duygular ...

Yorumlar



Bir Yorum Yazmak İstermisiniz ?

*