Mezhep Çatışmaları-İslami Sohbet

Oryantalizm, ta Haçlı saldırılarından beri Batının kendisini merkeze alarak Doğu dünyasını öznel bir tanımlamaya tabi tutması ve emperyalist amaçları doğrultusunda biçimlendirme çalışmalarının genel adıdır. Dinî, siyasi, kültürel, ekonomik ve askerî olmak üzere birçok oryantalist çalışma alanı vardır. Bunlardan biri de, İslam içi farklı mezhepleri tahrik ederek, birbirine karşı kışkırtarak, bunları ayrı birer cephe halinde konumlandırarak çatıştırma çalışmalarıdır. Böylelikle kendi varlığına tehdit olarak gördüğü dünya İslam birliğini toplumsal, kültürel, dinî, coğrafî ve siyasî anlamda bölüp parçalayarak Müslüman gücünü yok etme çalışmaları çok eskiden beri devam etmektedir.
Bu bağlamda batılı üniversitelerde, düşünce kuruluşlarında ve siyasi platformlarda Sünnilik ve Şiilik üzerine fazlaca çalışma yapmışlardır, yapmaktadırlar. Bu çalışmalar, sadece teknik anlamda İslam’ı anlama ve yorumlama farklılıklarını belirleme değil, aynı zamanda bu iki mezhep mensuplarını sosyolojik ve siyasi anlamda ayrıştırıp çatıştırma çalışmalarıdır. Bu çalışmaların siyasi sonuçlarından biri de, bugün İslam dünyasının başına belâ olarak örülen Büyük Orta Doğu Projesidir. Amerika’nın öncülük ettiği, Türkiye’nin ve diğer bazı İslam ülkelerinin de taşeron olarak kullanıldığı bu projeye göre, bugün İslam dünyası hızla Şii ve Sünni bloklara ayrılmaktadır. Bir tarafta Türkiye, Suudi Arabistan, Körfez ülkeleri gibi Sünni blok, diğer yandan İran, Suriye, Merkezî Irak hükûmeti gibi Şii blok.
Amerika ve diğer batılı devletler, bu bloklaşmada zıtlık, farklılık ve çatışma alanlarını yoğunlukla tahrik etmektedirler. Son günlerde Türkiye’nin Suriye politikası da Büyük Orta Doğu Projesinin bu mezhep karşıtlığına dayalı olarak uygulamaya sürüldü. Suriye rejimi Şii kabul edildi ve Türkiye’nin Suriye işine karışma amacı, Şiiliğe karşı Sünnilik mücadelesi olarak algılandı ya da böyle bir görüntü ortaya çıktı. İslam dünyasında gâvurun sinsi çalışmaları sonucu Şii – Sünni çatışmasından ve savaşlarından kimin fayda sağlayacağına baktığımızda şunu görüyoruz. Şii ve Sünni Türklerle Şii ve Sünni Araplar ve Farslar birbirlerine karşı Arapça, Farsça ve Türkçe savaş naraları atarken, çıkacak savaşlar sonucunda İngilizce ve İbranice zafer şarkıları söylenecektir.
Amerika Irak’a girdikten sonra Bağdat’ı tam ortasından betondan bir duvar örerek Şii ve Sünni diye ikiye ayırdı. Avrupa kendi içinde Berlin duvarını yıkarken Irak’ta Bağdat’ta yeni bir Berlin duvarı inşa etti. Daha önce Şii ve Sünni ayrılığı yoktu. Amerikan işgalinden sonra şiddetli şekilde var ve birbirleriyle savaşıyorlar, birbirlerine terör uyguluyorlar. Bağdat Üniversitesinde doçent olarak çalışan Iraklı Arap öğrencilerimin beyanlarına göre Amerika’dan önce Şii ve Sünniler birbirleriyle evleniyordu, iyi komşuluk içinde kardeşçe yaşıyorlardı. Şimdi ise birbirlerine düşman edildiler.
Amerika ve İsrail’in ortaklaşa planlayıp uygulamaya koydukları projeye göre Türkiye, birden bire Şii İslam dünyasına karşı Sünni İslam dünyasının lideri gibi konumlandırıldı. Müslümanların birbirleriyle savaşması, ayrışması, çatışması gibi bir sonucu hiçbir Müslüman kabul edemez. Hele Amerika’nın ve İsrail’in sinsi emelleri doğrultusunda kullanılan bir taraf olarak konumlandırılmak, hiçbir müslümanın hazmedebileceği bir şey değildir.
Haçlı-Siyon ittifakının Şii-Sünni çatışması planını içerden yerli oryantalist ve içimizden biri gibi görünen bir takım karanlık aydınlar bakın nasıl körüklüyorlar.
Bunlara göre meselâ, Sünni bir yönetime sahip olan ve Amerika’nın üs bulundurduğu, Batının sömürgesi durumunda alan Bahreyn, vatandaşı olan Şiileri İran’ın ayaklandıracağından korkuyor. Yine bunlara göre Bahreyn İsrail’in değil de İran’ın nükleer silah sahibi olmasından rahatsızmış ve İran’a karşı tavır almak üzere Türkiye’yi de yanlarında görmek istiyorlarmış. Bahreyn, Amerika’nın ve İsrail’in tahrikleriyle Ankara’nın Tahran’a karşı açıkça tavır almasını arzu ediyormuş. İsrail İran’a saldırırsa Bahreyn buna ses çıkarmayacakmış; hatta bu saldırıdan mutlu olacakmış. Bahreyn’in bu korkusu yersiz değilmiş. Diğer Körfez ülkeleri de Türkiye’nin İran’a karşı tavır almasını istiyormuş.
Ayrıca bu Batı emperyalizminin içerdeki sözcüsü olan karanlık aydınlar, Türkiye’nin İsrail ile olan sorunlarını çözüp, birlikte ittifak halinde hareket etmesini istiyorlar. İsrail’i bu bölgede tehdit değil, dost ve müttefik bir ülke olarak lanse ediyorlar. Ayrıca Türkiye’den istedikleri bir şey daha var, o da Suriye’yi Amerika’nın istediği biçimde parçalamak, kargaşaya, kaosa sürüklemek. Ayrıca PKK’ya ne istiyorsa verilmesi anlamındaki demokratik modelini korumak.
Haçlı-Siyon ittifakına göre Suriye, İran, Filistin, Lübnan Hizbullahı, İsrail için en büyük tehdit. O hâlde bu tehdidi ortadan kaldırmak için Türkiye, Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerini Suriye ve İran’la savaştırarak İsrail’e bu bölgede hâkimiyet kuracağı bir alan açmak lazım. Amerika merkezli bu oryantalist projede Türkiye, taşeron olarak kullanılmayı millî İslamî, tarihî, kültürel geleneği ve genleri bakımından içine sindirebiliyor mu?
Siyasi Oryantalizmin bir tezgâhı olan Müslümanları kabilelere, kavimlere, etnik özelliklerine, mezhep ve coğrafya farklılıklarına göre ayırıp, parçalayıp çatıştırarak birbirine kırdırma oyunu, bugün emperyalist Batı ve içimizdeki sözcüleri ve temsilcileri tarafından yoğun olarak oynanıyor. Bu oyun yeni değil, çok eskilerden hatta Asr-ı Saadet zamanından beri vardır.
Nitekim Mehmet Âkif Ersoy, bir vaazında buna bir örnek veriyor. Onun anlatımına göre Mekke’den Medine’ye hicret eden ashaba “Muhacir”, Medineli olup da Mekke’den hicret eden bu muhacirlere yardım eden, onları kardeş edinen ashaba da “Ensar” denir. Ensar, Evs ve Hazrec kabilelerine mensuptur. Bu iki kabile amca çocuklarıdır. Zamanla bu iki kabile birbirine düşman olmuş. Bunlar kendi aralarında 100 seneden fazla savaşmış. Hatta hicretten bir yıl önce de savaşmışlar. Müslüman olduktan sonra barışıp kardeş olmuşlar. Olayın bundan sonraki kısmını aynen Mehmet Akif’in ağzından aktaralım:
“Fakat Müslümanların bu hali o zaman Medine’de bulunan Yahudilerin hiç hoşuna gitmiyordu. Hatta günün birinde şöyle bir vaka oldu: İhtiyar Yahudinin biri baktı ki Ensar-ı Kiramdan birkaç genç bir arada oturmuşlar, tasavvur edilemeyecek bir samimiyetle konuşuyorlar, musâhabe (sohbet) ediyorlar. Herif bunu görünce İslam’ın atîsinden (geleceğinden) kendi hesabına ürktü. İçi gıcıklandı.
-Ne olacak bu? Dedi; iş biraz daha böyle giderse bize ekmek kalmayacak…
Bunun üzerine bir delikanlı Yahudi buldu.
-Git şunlara Evs ile Hazrec arasındaki vukûâtı (eski düşmanlık ve savaş olaylarını) hatırlat, geç, dedi. O da gitti. Her iki tarafa ait şairlerin vaktiyle olup biten maceraları musavver (tasvir edilen) olmak üzere söylemiş oldukları şiirleri okudu. Bunun üzerine gençlik sâikasıyla (dürtüsüyle) her iki tarafın kabadayılık damarları galeyana geldi. Her biri kendi kabilesinin kahramanlığını sayıp dökmeye başladı. İş alevlendi. Hatta biri:
-İsterseniz o geçmiş vakaları (olayları) tazeleyebiliriz, sözünü ortaya attı. Bunun üzerine ötekileri:
-Hay hay! Sizden ne korkumuz var? Dediler. Hepsi ayaklandılar. Silahlarını alıp Medine haricindeki taşlık bir vadiye çıktılar. Muharebe (savaş) başlamak üzere iken vak’adan (olaydan) haberdar olan Aleyhisselâtü vesselâm Efendimiz hemen oraya koştular. Hazret-i Peygamberi görünce her iki taraf durdu. Aleyhisselâtü vesselâm efendimiz yüksekçe bir yere çıkarak:
-Ey Müslümanlar! Allah’tan korkunuz, Allah’tan korkunuz! Aklınızı başınıza alınız, daha ben sağ iken, henüz aranızda bulunuyorken cahiliyet (İslam öncesi dönem) davalarıyla mı ayaklanıyorsunuz? Bu hareketlerinizin akıbeti nereye varacağını düşünmüyor musunuz? Mealinde (anlamında) gayet müessir (etkili), gayet beliğ-i muhtasar (öz ve belağatli bir şekilde) bir hutbe irad buyurdular. Bunun üzerine her iki tarafın aklı başına geldi. Yaptıklarından nâdim (pişman) olarak ağlaşa ağlaşa sarmaşıp barıştılar.
İşte bu vakayı müteâkıben (olaydan sonra) şu âyât-ı celîle (yüce âyetler) nazil oldu (indi):
“Ey Müslümanlar, kendilerine sizden evvel kitap gönderilenlerden bir kısmına uyacak olursanız siz şeref-i iman ile müşerref (şereflenmiş) olmuşken onlar sizi yeniden neûzübillah (Allah korusun) küfre sokarlar. Ya siz henüz aranızda Cenâb-ı Hakk’ın âyât-ı celîlesi (yüce ayetleri) okunup dururken, Allah’ın peygamberi içinizde yaşıyorken nasıl bu suretle küfür yolunu tutarsınız? Kim Allah’ın gönderdiği râbıtaya (ipe, bağa) sımsıkı sarılacak olursa doğru yolu bulmuş olur. Ey Müslümanlar, Allah’tan nasıl korkmak icab ederse öylece korkunuz! Ve ancak Müslüman olarak Müslümanlıkta can veriniz. Sonra hepiniz birden habl-ı ilâhiye (Allah’ın ipine) sımsıkı sarılınız. Sakın aranıza ayrılık gayrılık girmesine meydan bırakmayınız. Allah’ın hakkınızdaki nimetini düşününüz. Hani sizler birbirinize düşman idiniz; Cenab-ı Hak kalplerinizi feyz-i İslam ile birleştirdi de onun saye-i nimetinde kardeş oldunuz. Hani sizler bir zaman ateş çukurunun ta kenarına kadar gelmiştiniz de Cenab-ı Hak sizi oradan kurtarmıştı. İşte belki tarîk-i hidayeti (hidayet yolunu, doğru yolu) bulursunuz diye Cenab-ı Hak âyât-ı celîlesini size böyle sarih olarak (açıkça) tebliğ buyuruyor. (Al-i İmran suresi, 3 /100-103)” (Mehmed Akif’in Kur’an-ı Kerim’i Tefsiri, Mev’ıza ve Hutbeleri, hzl. Abdülkerim Abdülkadiroğlu-Nuran Abdülkadiroğlu, Diyanet Yayınları, Ankara 1991, s.133-135)
Asr-ı saadet zamanında nasıl Müslümanlar Yahudilerin tahrikiyle kabile savaşlarına itilmek istenmişse, bugün de İsrail ve Amerika tarafından Müslümanlar, mezhep savaşına, etnik savaşa itilmektedir. Bu bir siyasi oryantalist projedir. Bu Haçlı-Siyon projesine karşı bütün Müslümanların kardeşçe tek bilek tek yürek olarak birleşip karşı durması, bu coğrafyada emperyalizme ekmek yedirmemesi lazım.
O zaman soralım: Türkiye’nin Amerika ve İsrail’in menfaatine olacak şekilde sonuçlanacak olan Suriye işinde ne işi var? Daha önce yakın zamana kadar çok iyi olan Türkiye-Suriye, Türkiye-İran, Türkiye-Irak ilişkileri bugün neden ve kimin yüzünden kötü olmuştur, hatta birbirlerine düşman vaziyeti almışlardır?
Türkiye ve Türk milleti, İslam dünyası içinde Amerika’nın ve İsrail’in keyfi ve menfaati için savaşan taraflardan biri değil, Haçlı-Siyon emperyalizmine karşı bütün Müslümanları birlik ve bütünlük içinde tutarak onların lideri olmalıdır. Bizim tarihî tecrübemiz, Osmanlı devlet-i aliyyesi (imparatorluğu değil!) tecrübemiz bunu gerektiriyor. Osmanlının yüce kerîm devleti altında yüzyıllarca bu coğrafya, huzur ve barış içinde, kardeşçe yekvücut bir İslam ümmeti olarak yaşadı. Bu güzel dönem tekrar yaşatılabilir. Ancak bu, Türk’ün Haçlı-Siyon ittifakının taşeronluğunda taraflardan birini yok etmek için kullanılmasıyla olmaz. Bu, tamamen bağımsız ve hür, yerli, millî ve İslamî Türk siyasi iradesinin kendi önderliğinde İslam dünyasını derleyip toparlamasıyla mümkün olacaktır.

 

 

dini sohbet, islami sohbet,dini portal, islami portal, dini chat, islami chat,muhabbet,seviyeli sohbet

 

Bir önceki yazımız olan Aşk mı, Akıl mı?-İslami Sohbet başlıklı makalemizde dini chat, dini portal ve dini sohbet hakkında bilgiler verilmektedir.

Okunma Sayısı ;

Mezhep Çatışmaları-İslami Sohbet Benzer Yazılar

Merhaba Değerli islami sohbet siteleri İle En Güzel Arkadaşlıklara Merhaba Diyebilme İmkanı Salamaktayız.Neden İslami Sohbet Etmeliyiz Çunkü
Dostluk Ve Saygı Sevgi İle Geliyoruz Kardeşliğe Önem Verenlerin Sitesi Haline Gelen Nurmuhabbet.Com Uzun Zamandır Kapalıydı Yeniden Başladığımız
Sanma Mutlu Olursun Hayata Yersiz Zamansız Mutluluklar İnsana Tarafsız Duygular Veriyor Ne Yapmak İstediğimizi Anlayamaz Hale Geliyoruz.Zamnın Önemimi
Okullarda Yapılan İslami Sohbet Kavramı Bizler OKuma Niyetiyle Gitiğimiz OKullara Sonra Bakış Açımızı Deyişerek Farklı Yerlere Yönelliyoruz.Dünya
Zülüm Ebedi Kalmayacaktır Değerli Mümin Kardeşlerim Bir Din Kardeşine İşkence Edip Yaptığın Hayasızlığa Gülüyorsak Eyer Önce Kendi islam

Toplam 0 Yorum Yapılmış

Yorum yapma kapalı.

Mezhep Çatışmaları-İslami Sohbet Etiketler