Ölen Hep İhtiyarmı

1 yorum
5 views okuma
21 Haziran, 2013

dini-resimler017Dün geçti   Yarın var mı?   Gençliğime de güvenmem   Ölen hep ihtiyar mı?    Dünya = Dün ve Yarın..Yani bugün. ( dün-ya )   Dün ile Yarın arasında olan bugünü yaşamak belkide.   Mecaz anlamı ne olursa olsun bizim için dünya nın ne anlama geldiği değil. ne ifade ettiği önemlidir.Evet bizim için dünya ne ifade ediyor?   Allah Rasulü için ne ifade ediyor öncelikle ona bakalım;   “Dünya ile benim ilişkim, bir yaz günü dinlenmek için bir ağacın gölgesine oturup, biraz sonra bırakıp giden yolcunun haline benzer.”   Dünya, vazgeçemediğimiz, yok sayamadığımız, ipleri bizim elimizde olması gereken ama dizginlerimizi eline verdiğimiz, bizi hoyratça yöneten dünya.   Kendisi dönen ama içinde yaşayan bazı insanların ondan daha fazla döndüğü dünya.   Aslında köprü olup üzerinden sadece geçmemiz gerekirken onu onarmaya çalışarak benimsediğimiz dünya.   7/24 dolaşsakta her tarafı aynı olan, gölge gibi  güneş çıktığında yok olacak, ama gerçek gibi görüp sımsıkı tutunduğumuz dünya.   Bizim olmayan ama bizimmiş gibi sahiplendiğimiz,avuçlarımızdan kayıp gitmesin diye sıkıca kavradığımız ve hatta sarıldığımız dünya.   Kiracısı olduğumuz  halde tapusu bizim üzerimizde  olan evin sahibi gibi yaşadığımız dünya.   Esiri olduğumuz azad olamadığımız dünya.   Bizi çevreleyen,perdeleyen  yırtıp açamadığımız,parçalayamadığımız  cam faunus dünya   Hz. Ademden günümüze kadar dünya nın işlevi,insan ve dünya ilişkisi, insanın dünyaya bakışı değişmedi.   Habil’le Kabil’in dünya görüşüyle şuan bizim dünyaya bakışımız,dünyaya bağlılığımız,dünyanın eline dizginleri verişimiz velhasıl insan dünya ikilisinin ilişkisi zamana ve ortama göre farklılık gösterse de yine aynıdır.   Son peygamber Önderimiz Allah Rasulünün dünya ya bakışıyla her birey kendi bakışını bir kıyaslarsa arada farkmı yoksa uçurum mu var bunu çok iyi anlayabiliriz.   Allah Rasulünün hayatı ütopya değildi.Günümüze aktarılamayacak kadar  zor,üstesinde gelinmeyecek gibi bir yaşamda değildir.   Gerçekten dünya,Rasulullahın elindeydi kalbine asla giremedi.   Acaba sırf dünya için mi yaratılmışız ki,bütün vaktimizi onun için harcıyoruz?   Ahiret inancı zayıfladıkça insanın dünyaya meyli,düşkünlüğü ve dünyevileşmesi dahada fazlalaşmaktadır.   Dünyaya verilecek değer, Peygamber’in (s) verdiği değeri aşması halinde bizim Müslümanlığımızı yeniden gözden geçirmemizi gerektirir. Bunun için de peygamberî yaşam biçimine bir göz atmamız gerekmektedir. Peygamberimizin şu mesajına dikkatinizi çekmek isterim;   ““Benden sonra sizin namınıza beni korkutan şeylerden biri de önünüze saçılacak olan dünya süs ve nimetleridir.”   Hz. Ömer bir mezbelelikten geçti. Orada durdu. Sanki arkadaşları mezbelelikten gelen kokulardan eziyet duydular. Bunun üzerine Hz. Ömer şöyle dedi:    ”İşte, hırs ile koşuştuğunuz veya üzerine üşüştüğünüz dünyanız budur!   Yine, sahabeden Habbab b.  Eret ölüm döşeğindeyken, pahalı bir bezden kefeni getirilip kendisine gösterildi. Bu sahabe, hüngür hüngür ağlayarak şöyle dedi: ”Fakat nasıl böyle bir kefene sarılırım ben? Kainatın Efendisine(SAV) amca olma şerefine nail olan Hamza, Uhud’da  şehid edildiği zaman bir örtüye sarıldıydı da örtü kısa kalmıştı.  Ayaklarını örttüğümüzde başı, başını örttüğümüzde ayakları açılıyordu. Nihayet ayaklarını izhir denen otla örtmek zorunda kaldık. Hz. Peygamber zamanında beni bilirsiniz ne dinarım vardı ne de dirhemim. Şimdi ise evimin köşesinde kırk bin dinardan fazla var. Bu durum beni korkutuyor ve ahiret nimetlerimizin dünyada verildiği endişesine kapılıyorum”    Kâinatın Efendisi(S) ile sahabenin dünyaya bakışları böyleydi. Onların temel amaçları dünya nimetlerine kalplerinde yer vermemekti, öyle yaşayıp öyle de aramızdan ayrıldılar.    Bu ütopya değil,gerçek!   Hz. Peygamber (s)’in teninde hasırın iz yaptığını görünce, Hz. Ömer ağladı. Hz. Peygamber (S): “Niçin ağlarsın ya Ömer?” diye sordu. Hz. Ömer dedi ki: “Niçin ağlamayayım ey  Allah’ın Rasulü? Kisra ile Kayser, bunca nimetler içinde, kalın döşeklerde gark olup yatarlar. Onlar ALLAH’ın düşmanlarıdır. Sen ALLAH’ın Habibi iken, mübarek tenin hasır iziyle yol yol olmuş. Altına abadan bir döşek alsan olmaz mıey Allah’ın Rasulü?”   Hz. Peygamber (s), Hz. Ömer’in bu sözlerine karşılık şöyle cevap buyurmuştur:   “Ya Ömer! Onlar öyle bir kavimdirler ki, ahiretin hoşluğunu istemeyip dünyanın rahatlığını ister tercih ederler. Biz ise öyle bir kavimiz ki, dünya rahatlığını terk ile ahiret rahatlığını tercih eder, isteriz. Ya Ömer! Bu dünya, ahirete nispetle şuna benzer ki; bir kimse denize serçe parmağını soksa, o serçe parmakta ne kadar su ve yaşlık mevcut olursa olsun, sıcak bir yaz gününde kısa bir zamanda o yaşlık, buhar olup, uçar gider. Dünyanın var olması serçe parmağıntaki su gibidir. Bel bağlamaya gelmez. Bu dünyanın, bunun gibi olan hayaline aldanan kimseye yazıklar olsun. Ya Ömer! Bu dünyayı hoşluk ile geçirenin, ahirette nasibi olmaz. Bu dünyayı zahmet ile geçiren ise, ahiretini rahat ve huzur içinde geçirir.” (Müslim, Tirmizi   Dünya Rasaulullah’a geldikçe o dünyadan yüz çevirdi.Hiç bir zaman  ipek elbiselere talip olmadı.Makam mevkiye de, şaşaalı bir yaşamı da arzulamadı.   İnsanların el pençe durmalarını ve o içeri girdiğinde ayağa kalkıp saygıda bulunmalarını asla istememiştir.   Bu ütopya değil,gerçek!   Hasan el Bennanın  ifadesiyle;   “Peygamber efendimiz şiddete dökülmeyen bir kuvvete,   Acizlik derecesine ulaşmayan bir yumuşaklığa,   Aldanmayan bir uyanıklığa,   Müstakbeli bildirebilecek bir ferasete sahipti”   O Hicaz’a,Yemen’e,Irak’a ve Şam’a hakim olmasına rağmen içi lif dolu deri bir döşekte yatıyor.Aile efradıyla birlikte akşam yiyecek bir şey bulamıyor evinde aylarca tencere kaynamıyordu.Gıdası çoğu zaman hurma ve su idi.Ölüm döşeğinde yatarken sadece yedi dinarı vardı.Ruhunu teslim ederken bu paranın yanında bulunmasını istemeyip ehli beytine  “Bunu Müslüman fakirlere dağıtın” buyurmuştu. Ehli beyti bu emri yerine getirmeyi unutmuştu.Rasulullah kendine gelince ehli beytine o dinarları ne yaptıklarını sordu. Hz. Aişe dinarların aynen durduğunu söyleyince, Rasulullah, Hz. Aişeye bunları getirmesini istedi.Sonra dinarları eline alarak şu mübarek kelamı buyurdu;   “Bu dinarlar elimde bulunarak Allah’ı karşılarsa,Muhammed’in Rabbine karşı düşüncesi ne olabilir?   Gerçekten dünya,Rasullah’ın elindeydi ama asla kalbine giremedi.   Bu ütopya değil,gerçek!   Bu dedelerimizin bize anlattığı dede korkut ve ya masalsı ifadelerle anlattıkları ütopya  hikayeler de değildir.   “Şüphesiz ki sizin için Allah Rasulünde güzel örnekler vardır” (Ahzab 21)   Dünyaya verilecek değer peygamberin verdiği değeri aşması halinde bizim Müslümanlığımızı yeniden gözden geçirmemizi gerektirir Dünyaya verilecek önem ve ihtimam, peygamberin verdiği  ihtimam,önemi ve değeri  aşması halinde bizim inancımızı ve imanımızı hangi safhada olduğumuzu bir kez daha sağlamasını yapmamız  gerekmektedir.   Bu dünyaya bakışımız Rasulün bakışının bir tık altındaysa şayet bir sorun var demektir ki benşiddetle bunun bir tık la kalmadığı kanısındayım.   İçi lif dolu döşekte yatan Peygamberin,antibakteriyal yaylı,markalı  yataklarda,kaz tüyü yastık ve yorganlarda  yatan ümmeti olan bizler,   Bir hurma ve zeytinle gününü geçiren Peygamberin,onlarca çeşit yemek ve aparetiflerle dolu iftar sofralarını az ve masum sayan  ümmeti olan bizler,   Kirlenince yıkayıp kurutup tekrar aynı kıyafeti  giyen Peygamberin,gardroplar dolusu kıyafeti olduğu halde alışverişten kendini alamayan Ümmeti olan bizler,   Gecesini ayakları şişene kadar ibadetle geçiren Peygamberin,öğlene kadar uyuyan ümmeti olan bizler,   Hicaz’a, Şam’a, Yemen’e,Irak’a hakim olmasına rağmen sıradan bir hayat sürerken,eski yaşantısını değiştirmeyen bir Peygamberin,liderliği elde etmeden önce sıradan insanlarken,bir anda eşi dostu terkeden putçuklar olan bizler,   “Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda karşılıklı bir övünme, çok mal ve evlat sahibi olma yarışından ibarettir. (Nihayet hepsi yok olur gider). Tıpkı şöyle: Bir yağmur ki, bitirdiği bitki çiftçilerin hoşuna gider. Sonra kurumaya yüz tutar da sen onu sararmış olarak görürsün. Sonra da çer çöp olur. Ahirette ise (dünyadaki amele göre ya) çetin bir azap ve(ya) Allah’ın mağfiret ve rızası vardır. Dünya hayatı, aldanış metaından başka bir şey değildir.”   (Hadid 20)    Hasan El Benna nın şu sözüyle konuya son noktayı koyalım:    Ya izzet ve şerefle dolu bir hayatı yaşamalıyız,    Veya ölümü tadıp mesuliyetten kurtulmalıyız”


Bir önceki yazımda « makalem var.

Site web editörü olan admin makale yazarlığı yapar. Site web editörü olan admin .

Benzer Yazılar

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Allahü teâlâ imanı, kıymetli ve güzel olarak ...

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Geçimsizlikler, hep dinimizin dışına ...

Müslümanlarda Hor Görme Küçüklüğü Başladı,Aynı imânı paylaşanlar ...

Yorumlar



Yorumlar (1 Yorum)

Bir Yorum Yazmak İstermisiniz ?

*