Peki ya bu çocuklarımızın mutluluğu Ne Olacak

Peki ya bu çocuklarımızın mutluluğu Ne Olacak

Dünyada bizim gibi çocuklarının geleceğini karartan kaç ülke var bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey varsa; gelecek adına çocuklarımızın geleceğini karartıyoruz.

Bu karatma işleminde gerek devlet olsun gerekse ebeveynler olsun elinden geleni ardına koymuyor!

Biz ebeveynler sanki çocuklarımızın dünyaya geliş gayelerinin “doktor olmak, mühendis olmak…” zannediyoruz. Etiketli bir mesleği, lüks bir evi ve arabası bir de bolca bir maaşı olunca o çocuğa bu dünyada her şeyi verdiğimizi düşünüyoruz.

Peki ya bu çocuklarımızın mutluluğu, huzuru…?

Asıl vermek istediğimiz bu değil mi? Çocuğumuz mutsuzsa, huzursuzsa, tüm dünyaya sahip olsa bir ehemmiyeti kalır mı?

Mutlu ve huzurlu olduktan sonra, ayakkabı boyacısı olsa, sofrasında yediği bir parça kuru ekmek olsa çok şey mi kaybetmiş olur?

Biliyorum, içiniz burkularak evet diyorsunuz. Mutluluğuna lafınız yok ama sofrasının daha zengin, yaptığı işin daha karizmatik olmasını istiyorsunuz. Bunu istemek kadar doğal bir şey yok ve doğrusu da budur.

Yanlış olan; makam, mevki ve paranın mutlaka mutluluğu getireceği kanaatidir.
Aslolan insanın huzurudur, mutluluğudur. Makam, mevki, para vs bu aslolana ulaşmak için birer araçtır.
Elde etmek istediğiniz şeyler için bir bedel ödersiniz. Bu, Allah’ın yeryüzüne koyduğu bir kanundur.
İşte ben bu makam mevki ve paraya ulaşmak için ödediğimiz bedelleri konuşmak istiyorum:
Ödediğimiz bedel; para, vakit, beden yorgunluğu vs ise problem yok zaten doğal olan da budur. Ama bu hedeflerinize ulaşmak için; sağlığınızı, huzurunuzu, ahlaki duruşunuzu, şahsiyetinizi bedel olarak ödüyorsanız yanlış yoldasınız. Daha işin başında kazanmayı umduğunuzu şeyi kaybetmişsiniz.
Yıllarca, para için, makam için sağlığımızı, huzurumuzu, ailemizi feda ettik. Hedeflerine ulaşanlarımız neyi kaybettiğini anladı ve bunları geri almak için bu sefer de kazandığını geri harcamaya başladı ama nafile…
Kendi hayatımızda yaptığımız yanlışı göz göre göre çocuklarımıza yaptırıyoruz:
Çocuklar daha hayata gözlerini açmadan, sokakta oyunun tadına varmadan bir eğitim maratonuna sokuyoruz. Günün yarısı okulda diğer yarısı dershanede geçiyor. Sabahın köründe ya okula ya da dershaneye oradan öğlen vakti döner dönmez daha karnını doyurmadan elinde bir parça ekmekle diğer tarafa fırlıyor.
Ve yıllarca süren bu eğitimde çocuklarımıza öğretilenler; Fizik, kimya, matematik, türkçe vs. Hayat sadece bu derslerden mi ibaret? Erdemi, sorumluluk bilincini, sevgiyi kaçımız öğretiyoruz? Bunların diğer dersler kadar da mı bir önemi yok?
Öyle veya şöyle çocuklarımız bir yere kapağı atıyorlar ve bir şeyler kazanıyorlar. Ama biz ebeveynlerin yanlışı bitmiyor. Çocuklarımız kazanıyor ama nasıl kazandıklarını sorgulamıyoruz. Helal kavramı bizim literatürümüzde yok artık. Çünkü bizim için ne kazanıldığı ve ne kadar kazanıldığı önemlidir. Kazancı elde ederken gidilen yolun meşruiyeti çok da önemli değildir.
Ve kaçınılmaz son…
Varlık içinde yokluk. Kaybedilen kişilikler, daha fazla kazanmak için kula kulluklar, herkesi, elindekini alacak bir düşman olarak görmeler, ihanetler, huzursuzluklar, mutsuzluklar, psikolojik sorunlar ve belki de intihar…..
Bu mu hayat?
Caddelere çıkın bir bakın: Gülen kaç insan görebileceksiniz. Yarınınızı teslim edebileceğiniz sorumluluk sahibi kaç genç görebileceksiniz?
Eskiden insanlarımız daha fakirdi, araba gibi televizyon gibi hatta elektrik gibi teknolojik rahatları da yoktu. Ama bu günkü insanlardan çok daha mutluydular ve huzurluydular.

Adeta lanetlenmiş bir topluluğa dönüştük:
Paramız var fakat hala bir yerlere borçluyuz.

Eğitim teknolojisi ve imkânlarımız, arttığı halde çocuklarımızın öğrendikleri kendilerine bir yarar sağlamıyor.

Arabalarımız var fakat insanlar arasında gidip gelmeler artık yok oldu.
Geniş evlerimiz, çeşit çeşit oturma guruplarımız, yemek salonlarımız ve yemek takımlarımız var fakat eve gelen misafirimiz yok

Lütfen kendinizi sorgulayın, gittiğiniz yolu sorgulayın. Çocuklarınıza ne vermek istediğinizi sorgulayın. Çocuklarınız; herkesin nefret ettiği, kendisiyle ve toplumla çatışan bir cumhurbaşkanı, bir profesör, bir doktor veya mühendis olacağına, herkesin sevdiği, kendisiyle ve çevresiyle barışık sıradan bir meslek erbabı olsun daha iyi.

Eskiden insanlar çocuklarını diri diri toprağa gömerlerdi.
Lütfen sizde çocuklarınızı inançlarından, insanlıktan, erdemden, vefadan…uzaklaştırarak diri diri
GÖMMEYİN..!

Okunma Sayısı ;

Peki ya bu çocuklarımızın mutluluğu Ne Olacak Benzer Yazılar

En Güzel İslami Sohbet Bizde Yapılır Yaş sınırı Olmayan İnsanlara Birşeyler Öretme Çabısana  Giren Cinsiyet Ayrımı Gözetmeden Bay Ve Bayanların
Zülüm Ebedi Kalmayacaktır Değerli Mümin Kardeşlerim Bir Din Kardeşine İşkence Edip Yaptığın Hayasızlığa Gülüyorsak Eyer Önce Kendi islam
Nasıl Bir Eşle Evlenmeli Değerli Kardeşlerim Eş Tercihi Tabiki Vardır Ama Güzellik Aramak Yerine Ahlaki Güzeliğe Bakarak Bir Eş Seçimi Yaparsak
Hatırladıklarını Aramak Unuttuklarını Yaşamak İşte Bunun Adına Hayat Denir İnsanlar Unutuklarını Yaşamak İsterler Hayatı Boyunca İnsan
İnsanların Güzel Hatalarını Tebessümle Görmek Her İnsan Hata Yapar Ve Hatasız Kulluk Olmaz Bazı Hatallar ise İnsanı Güldürür Nedir Bunlar.Arkadaşımız

Toplam 1 Yorum Yapılmış

  1. kver demişki 25 Nisan 17 05:37 

    Ancak bir noktay? daha gozden kac?r?yoruz. Bir kad?n olduruldugunde sadece bir kad?n olmus olmuyor. O annenin yavrular?, cocuklar? da oluyor biliyor musunuz? En son iki gun once pes pese iki kad?n cinayetinde durum o kadar net olarak ortaya c?kt? ki Ilki dort cocugunun gozu onunde bir baba kendisine bosanma davas? acan esini olduruyor. Ne devlet, ne kanunlar, ne yak?nlar kimse engel olam?yor. Gene bir can gidiyor ama as?l annelerinin babalar? taraf?ndan olduruldugune tan?k olan o cocuklar oluyor.

Alttaki formu doldurup yorumunuzu ekleyebilirsiniz




*

Peki ya bu çocuklarımızın mutluluğu Ne Olacak Etiketler