Evlilik hazırlıkları
sona erdiğinde ve genç kadın ile erkek tam bir aşk ve ilgiyle hayatlarına
başladıklarında hayatta temel konumu bulunan işlere dikkat etmeli ve bu
işler hususunda lakayt kalmaktan, gevşemekten, tembellik ve gaflet içine
girmekten gerçekten sakınılmalıdır. Bu işlerden biri de şüphesiz hayatın
bütün boyutlarında sağlık ve temizliğe önem vermektir.
Beden, saçlar, ağız,
diş, elbise, halı, ev eşyaları, özellikle de mutfak eşyaları ve özetle
günlük hayatla bağlantısı olan her şey sağlık açısından dikkatle kontrol
edilmelidir.
Genç çiftlerden bazıları
hayatlarının başlangıcında, temizlik ve sağlığa teveccüh etmekten gaflet
etmektedirler. Sadece yemek ve zahiri lezzetlerden nasiplenmekle iktifa
etmektedirler. Hayatlarında düzen ve temizlikten bir eser yoktur. Bu
bilgisizliği selim fıtrat sahibi, faal akıl sahibi ve ilahi din asla kabul
etmemektedir. Hatta ondan şiddetle nefret etmektedir. Ayrıca bu lakaytlık ve
dikkatsizliğin, bir zaman geçtikten sonra hayat atmosferine hakim olması,
evi ve ev halkını sağlık ve esenlik açısından tüm batınî ve zahiri işlere
oranla tehdit etmesi, özellikle de çocukların durumu üzerinde olumsuz
etkiler yaratması mümkündür. Böylece onları lakayt, aptal, hastalıklı,
zelil, zayıf, toplumun yükü haline getirebilir, varlıkları her türlü fesat
ve günahın kaynağı haline gelebilir.
Merhamet sahibi Allah
Kur’an-ı Kerim’de zahir ve batın taharetine riayet eden, ruh ve beden
sağlığına dikkat gösteren, can ve cisimlerini bütün pisliklerden temiz tutan
kimselere karşı aşk ve muhabbet ilanında bulunmakta ve şöyle buyurmaktadır.
“Allah şüphesiz daima tövbe edenleri sever, temizlenenleri de sever.”
İslam mektebi, başka bir
tabirle nübüvvet ve imamet medresesi ve başka bir tabirle Kur’an-ı Kerim’de
Peygamber-i Ekrem (s.a.a) ve Ehl-i Beytinin, yani masum imamların sözlerinde
tecelli eden vahiy dininde, hayatın bütün alanlarında temizliğe ve sağlığa
riayet etmek diğer bütün mektepler arasında eşsiz bir konumdadır. Beş bin
kanunu geçen bu semavi medresenin sağlık kanunları beşbinden fazladır.
Bunlardan bir bölümü Vesail’uş- Şia kitabının birinci ve ikinci ciltlerinde
yer almıştır. Bu kanunlar bütün sağlık kanunlarının üstündedir. Zerafet,
letafet ve temizliğe teşvik hususunda, fevkalade ilginç bir konumdadır.
Aziz İslam dini onbeşe
yakın etkeni ve temizleme vesilesi olarak tanıtmıştır ki böyle bir akış ve
metod, dünyada mevcut mektepler arasında asla görülmemektedir.
İslam kirlenmek,
kirletmek ve bir çok hususlarda kirliliğe ortam sağlamayı haram olarak ilan
etmiştir ve bunu işleyeni de suçlu kabul etmekte, kıyamet günü cezaya
uğramaya müstahak olduğunu söylemektedir.
Akar su, kuyu suyu,
çeşme suyu, yağmur suyu, uzunluğu, genişliği ve derinliği üç buçuk karış
olan durgun su, necis bir şeyin üzerine dökülen ve necis şeyi temizleyecek
ölçüde olan az su, toprak, yer, güneşin ışığı, ateş, necis olan bir şeyin
başka bir şeye dönüşümü, kendi yerinde ve tayin edilen yerlerde temizleyici
maddelerden sayılmıştır. Allah Resulü (s.a.a) çok önemli birkaç rivayette
temizliğin ve taharetin önemine işaret buyurmuştur. Görüş sahiplerine göre
de bu İslami meselelerin ilginçliğindendir: “Temizlik imanın yarısıdır.”
Ne kadar ilginçtir ki
imanın yarısı ahlaki ve ameli meselelerin tümü diğer yarısı ise temizlik ve
taharete teveccüh etmektir: “Kulun hesaba çekildiği ilk şey temizliğidir.”
Allah Resulü, ağız ve
dişlerin, saçların, yüzün, elbisenin, giysilerin, evin, ev eşyalarının,
sokak ve caddelerin, şehir ve memleketlerin, hatta mezarlıklardaki ölülerin
sağlık ve temizliği hususunda çok hassas davranmıştır; sağlık ve temizliğe
riayet hususunda bütün dünya insanlarından daha üstün bir konumda idiler.
Peygamber (s.a.a),
ölülerin, sedir ağacı suyu, kafur suyu ve halis suyla yıkanmasını, secde
yerlerine kafur konulmasını, kabrin derin kazılmasını, taşların diziminde ve
toprağın dökülmesinde belli bir düzene riayet edilmesini, böylece ölünün
bedeninin mezarda çürümesi, toprak ve kafurla bileşimi hususunda şehir,
memleket ve canlıların sağlık ilkelerine riayet edilmesini emretmiştir.
Bütün bunlar ilginç emirlerdendir ve o yüce ve üstün insanın ilim ve
bakışının ilginçliklerindendir.
Peygamber’in zahir ve
batın temizliğine riayet ölçüsü, o kadar yüce idi ki, ilim ve basireti Hz.
Hakk’ın ilim, hikmet ve ilminin göstergesi ve günahlardan arınmış birisi
olan Müminlerin Emiri (a.s), Hz. Peygamber’i en temiz bir insan olarak
tanıtmış ve bütün dünya insanlarından o mukaddes vücudu her türlü ruh ve
beden temizliği hususunda örnek almalarını istemiştir.
“En pak olan
Peygamberine (s.a.a) uy; şüphesiz onda kendisine uyan kimse için bir örnek
vardır.”
Allah Resulü şöyle
buyurmuştur: “Şüphesiz Allah temizdir, temizi sever; Allah naziftir ve
nezafeti sever.”
Temizlik ve paklığın
makamı, değeri ve yüceliği nereye kadardır ki onlar hakkında konuşmak,
Hakkın zatının haremiyle ilişkilidir.
Müminlerin Emiri şöyle
buyurmuştur: “Kendinizi başkalarına eziyet eden kötü kokulardan temizleyin,
kendi vücudunuz hakkında sorumlu davranın. Allah Teala insanların kendisiyle
oturmaktan nefret ettiği kuluna buğzeder.”
Resulullah (s.a.a) şöyle
buyurmuştur: “Bu bedenlerinizi temizleyiniz ki Allah da sizi temizlesin.
Şüphesiz kul temizlik ve paklık içinde sabahlarsa, bir melek ona eşlik eder
ve geceden geçen her saatte melek şöyle der: “Allah’ım! Kuluna mağfiret et
ki o geceyi temizlikle geçirdi.”
Hak Resulü (s.a.a) şöyle
buyurmuştur: “Kirli insan ne de kötü kuldur.”
Hakeza şöyle
buyurmuştur: “Pis insanlar helak olmuşlardır.”
Cabir b. Abdillah’tan
şöyle rivayet edilmiştir: “Resulullah (s.a.a) dağınık saçları kötü bir
şekilde yüzüne dökülen birini gördüğünde şöyle buyurdu: “O kimse saçlarını
düzene koyacak ve süslenecek bir şey bulamadı mı? ” Başka birinin ise kirli
ve pis elbiseler giydiğini görünce şöyle buyurdu: “Elbisesinin pisliklerini
yıkayacak bir su bulamadı mı? ”
İmam Bakır (a.s) şöyle
buyurmuştur: “Evleri süpürmek fakirliği giderir.” Altıncı İmam (a.s) ise
şöyle buyurmuştur: “Kapları yıkamak ve evin önünü süpürmek rızık getirir.”
Müminlerin Emiri (a.s) ise şöyle buyurmuştur: “Evin toz toprağını kapının
arkasında toplamayınız; şüphesiz orası şeytanın sığınağıdır.”
Şeytan kelimesi “şetene”
kelimesinden türenmiştir ve bu kelime pis, aşağılık, eziyet eden ve kötü
varlık anlamındadır.
Bu ilginç ve azametli
mucize, Hak Resulünün ve ilahi veliler olan Şia’nın masum İmamlarının (a.s)
görüşünün bir ürünüdür. Mikrobun varlığı keşfedilmeden kaç asır önce şeytan
yani pis varlık kelimesini kullanarak bu mikrobu haber vermişlerdir.
Allah Resulü (s.a.a)
şöyle buyurmuştur: “Süprüntünün akşama kadar evde kalmasına müsaade etmeyin.
Onu gündüz vakti evden çıkarınız. Şüphesiz o şeytanın oturağıdır.”
Hakeza Allah Resulü
(s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Gücünüz yettiği kadar temizlik yapınız. Şüphesiz
Allah-u Teala İslam’ı temizlik üzere bina etmiştir. Cennette de sadece temiz
olan girebilir.”
İmam Rıza (a.s) ise
şöyle buyurmuştur: “Peygamberlerin ahlakından biri de temizliktir.”
Allah Resulü (s.a.a)
Aişe’ye şöyle buyurmuştur: “Bu iki elbiseyi yıka; sen elbisenin Hak Teala'yı
tesbih ettiğini bilmiyor musun? Elbise kirlenince tesbihi kesilir.”
Yüce Allah’ın temizliğe
ve taharete olan aşkı ile Kur’an ayetlerine ve taharet ve nezafet hakkındaki
önemli rivayetlere teveccühen, ev halkı, beden, elbise, ev eşyası, evin içi
ve evin dışı hususunda güçleri yettiğince temizliğe riayet etmelidirler. Bu
konuda evin erkeği de, takva ve iyilik üzere yardımlaşmayı emreden Kur’an
kaidesi esasınca temizlik işinde eşine yardımcı olmalıdır. Evin kadını da
evi, ev eşyalarını, ev ehlinin elbiselerini temizlemeli, bu yolla eşini
sevindirmeli ve Hz. Hakkın hoşnutluğunu elde etmelidir. Bu kadın için ahlaki
bir gereksinimdir. Kadın ev halkının esenliğini garantilemeli, böylece dert,
hastalık, sıkıntı ve rahatsızlık nedenleri ortadan kalkmış olacaktır.
Evin kadını şu anlama da
dikkat etmelidir ki, ev işleri için adım atmak, evi yönetmek, ev halkının
rahatlığını ve huzurunu sağlamak da bir ibadettir. Şüphesiz Hz. Hak nezdinde
bu yaptıklarının bir mükafatı ve bir ecri vardır.
Ağız ve Diş Sağlığı
Diş ve ağız sağlığı
bugün çok önemli dikkate değer konulardandır. Uzman kişiler şöyle
demektedirler: Bedensel hastalıkların çoğu, özellikle de son derece hassas
olan sindirim organı ile ilgili hastalıkların çoğu ağız ve diş sağlığı ile
ilgilidir. Yüce Allah’ın insana inayet buyurduğu diş oldukça önemli bir
nimettir. İnsana sağlığını korumada çok önemli bir etken konumundadır.
Çiğnemek dişler vasıtasıyla gerçekleşmektedir. Çiğnemek hususu güzel bir
şekilde yapılacak olursa sindirim organının doğal çalışmasının
sürdürülmesini garantiler ve neticede de insanın sağlığının devamına neden
olur.
Başkalarının nefret
etmesine ve eziyet görmesine sebep olan hususlardan biri de ağız kokusudur.
Bazen çok çirkin bir hale gelen bu ağız kokusu, ağız ve diş sağlığına
dikkatsizliğinin ürünüdür ve yiyeceğin diş ve diş etlerinin arasında
kalmasının ürünüdür.
Diş ve diş etlerini yok
eden pyorrhea hastalığının, bir çok hastalıkların, özellikle de kalp
hastalığının önemli bir nedeni de diş ve ağız sağlığına dikkatsizliğin bir
ürünüdür. İnsanlar eğer biraz vakit ayırarak her yemek yedikten sonra ağzını
yıkar, dişlerini fırçalarsa, ağzını tuzlu suyla çalkalarsa bir taraftan,
ağız, diş ve boğaz sağlığına yardımcı olmuş olur ve diğer taraftan da
dikkatsiz davrandığı zaman ortadan kalkan diş sağlığını tekrar kazanmak için
büyük harcamalara düşmekten güvende kalır. Uzun yıllar hatta ömrünün sonuna
kadar tam bir huzur içinde dişlerinden istifade edebilir.
İslam güneşi susuz,
bitkisiz, insanlarının okuma yazma bilmediği hatta en küçük bir ilimden dahi
nasipleri olmadığı bir ortamda doğmuş olmasına rağmen insanların sağlığı
için tüm boyutlarıyla sağlığa riayet ederek özellikle de diş ve ağız sağlığı
hususunda bu mektebin azametini ve bu medresenin önemini gösteren bir takım
kanun ve ilkeler ortaya koymuş ve bu dinin davetçisinin merhamet sahibi
Allah tarafından insanları irşad ve hidayet için geldiğini ve de bu mektebin
on iki masum önderinin hakkın seçkinleri olduğunu isbat etmektedir.
Şimdi de bu din
bilginlerinin diş ve ağız sağlığı hususundaki bazı sözlerine dikkat ediniz:
Allah Resulü (s.a.a)
şöyle buyurmuştur: “Eğer ümmetime zorluk ve meşakkate düşmeseydi, şüphesiz
her namazda dişlerini fırçalamalarını emrederdim.”
Altıncı İmam (a.s) şöyle
buyurmuştur: “Misvak kullanmak Peygamberlerin ahlakındandır.”
İmam Bakır (a.s) şöyle
buyurmuştur: “Eğer insanlar misvaktaki faydaları bilecek olsalardı, şüphesiz
yatakta da dişlerini fırçalarlardı.”
İmam Sadık’a (a.s) ,
“Bütün yaratıklar insan mı? ” diye sorulunca İmam (a.s) şöyle buyurdu:
“Misvak kullanmayı terk edenleri bırak.”
Allah Resulü (s.a.a)
şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz Cebrail bana sürekli misvak kullanmamı tavsiye
etti. Öyle ki misvak kullanmadığım takdirde dişlerimden mahrum kalmaktan
korktum.”
Başka bir yerde ise
Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Cebrail bana, sürekli misvak
kullanmamı tavsiye etti. Öyle ki onu farz kılacağını sandım.”
İmam Sadık (a.s) ise
şöyle buyurmuştur: “Misvak kullanmakta on iki haslet vardır: Dini bir iştir,
ağzı temizlemektedir, gözü aydınlatmaktadır, hakkı hoşnut etmektedir,
dişleri beyazlatmaktadır, çürüklüğü gidermektedir, diş etlerini
sağlamlaştırmaktadır, insanın iştahını açmaktadır, sindirim organından
balgamı sökmektedir, hafıza gücünü çoğaltmaktadır, güzellikleri
artırmaktadır, melekleri sevindirmektedir.”
Misvak kullanmanın şekli
hususunda ise diş ve ağız hastalıkları uzmanları ve uzman doktorlar dişlerin
enine, yavaş bir şekilde birkaç defa misvak edilmesini söylemektedirler.
Allah Resulünden de bu konuda çok önemli rivayet nakledilmiştir. Biset
zamanına teveccühen bunun da Peygamber-i Ekrem’in ilmin mucizelerinden
birisi olduğunu söylemek gerekir.
Allah Resulü (s.a.a)
şöyle buyurmuştur:
“Dişlerinizi enine
misvaklayınız, uzunluğuna misvak kullanmaktan sakınınız.”
Allah Resulü her gece
dişini üç defa misvaklıyordu: Uyumadan önce, uyuduktan sonra (kalkıp) Kur’an
okumak istediğinde ve sabah namazı için camiye gitmeden önce. Cebrail’in
tavsiyesi üzere Erak çubuğuyla misvak yapıyordu.”
Yiyecekler Hususunda
Sağlık Sistemi
Büyük sindirim organı,
diş, ağız, su, ekmek ve Hakkın diğer nimetleri merhamet sahibi olan Allah’ın
insana lütuflarındandır. Helal maddeler elde etme, tüketim biçimi, beden
sağlığı ile ilgili ilkeler, nihayette ruh ve akıl esenliği, neticede aile ve
toplumun esenliği hususunda yüzde yüz etkili olan bir çok emirler Kur’an-ı
Kerim’de ve İslami rivayetlerde yer almıştır. Öyle anlaşılıyor ki bu
emirlerin bazısına uymak şer’i açıdan farzdır diğer bazılarına uymak ahlaki
açıdan farzdır, diğer bazılarına uymak ise önemle vurgulanmış müstahap
emirlerden biridir. Farz düzeyinde yer alan bu ilkelere aykırı davranmak
haramdır ve kıyamet azabına sebep olmaktadır. Önemle vurgulanmış
müstahapları terk etmek ise bir çok ziyan, zarar, bedenin çökmesine ve
bedenin bir çok hastalıkları kabule hazır hale gelmesine sebep olmaktadır.
Kur’an-ı Kerim'de farz
olan emirlerden en önemlisi hayatı sürdürmek için mal ve evlat sahibi olmak,
helal yoldan ev, elbise ve yiyecek temin etmektir.
“Ey iman edenler! Sizi
rızıklandırdığımızın temizlerinden yiyin; yalnız Allah’a ibadet ediyorsanız,
o’na şükredin.”
Hakeza: “Ey insanlar!
Yeryüzündeki temiz ve helal şeylerden yiyin, şeytana ayak uydurmayın; zira o
sizin için apaçık bir düşmandır.”
Hakeza: “Yiyin için
fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez.”
Bu emirlerde temiz
olmak, helal olmak ve israftan kaçınmak söz konusu edilmiştir. Helal yoldan
temin etmek ve yiyeceklerin temiz olmasına özen göstermek farzdır. Tüketimde
israfa kaçmak ise haramdır. Helala dikkat etmemek, haram, pis, necis ve
temiz olmayan yiyecekler yemek, israfa düşmek, hakka aykırıdır, insanın
kendine ve başkalarına zulmetmesidir. Şüphesiz azaba ve ilahi cezaya da
sebep olmaktadır.
Evin erkeği, bu konudaki
İslam'ın yüce öğretileriyle aşina olmalı ve onu evine intikal ettirmelidir
ki ev ve aile ortamı tertemiz kalsın, o ev halkı gelişme ve kemal yolunu kat
edebilsin, kendisi ve diğerleri için hayır ve iyilik kaynağı haline gelsin.
Çok Yemenin Zararları
Emir'ul Müminin Ali
(a.s) şöyle buyurmuştur: “Çok yemek ve çok uyumak insanın vücudunu bozar ve
zararlara sebep olur.” Hakeza Müminlerin Emiri Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:
“Çok yiyen kimsenin sıhhati azalır ve masrafı kendisine ağır gelir.”
Yine şöyle buyurmuştur:
“Çok yemek açgözlülüktendir; açgözlülük de ayıplardandır.”
Altıncı İmam (a.s) şöyle
buyurmuştur: “Müminin kalbi için çok yemekten daha zararlı bir şey yoktur.
Çok yemek iki şeye neden olur: Kalp katılığı ve şehvet heyecanına.”
Yüce Allah İsrail
oğullarına şöyle buyurmuştur: “Çok yemeyiniz, şüphesiz çok yiyen kimsenin
uykusu çok olur, çok uyuyan kimsenin namazı az olur, namazı az olan kimse
ise gafillerden yazılır.”
Allah Resulü (s.a.a) ise
şöyle buyurmuştur: “Çok yemekten sakınınız; şüphesiz çok yemek, bedeni
bozar, hastalıklara neden olur ve ibadet hususunda insanı tembelleştirir. .”
Hakeza Resulullah
(s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Allah katında dolu karından daha nefretli bir
şey yoktur.”
Musa b. Cafer (a.s)
şöyle buyurmuştur: “Eğer insanlar yiyecekte itidalli olsalardı, şüphesiz
bedenleri de itidalli olurdu.”
Resulullah’ın (s.a.a)
yiyecek ve içecek hususunda çok ilginç emirler vermiştir. Söylemek gerekir
ki bunlar peygamberin ilginç emirlerindendir ve de tıp ilminin kökleridir:
“İştahın olduğunda ye ve
iştahın varken yemekten el çek.”
Yemek üstüne yemek
şüphesiz sindirim organları için çok zararlıdır. Beden sağlığı için ciddi
bir tehdit konumundadır. Tam acıktığında yemek ve tam doymadan yemekten el
çekmek bedenin neşat ve esenliğini korumak, ömrün devamını sağlamak, insanın
dinamik ve hareketli olması için en büyük ilkedir.
İbretli Bir Hikaye
Meşhur olduğu üzere
büyük emirlerden birisi Medine’ye insanları tedavi etmesi için uzman bir
doktor gönderdi. Bu doktor bir müddet Medine’de kaldı ama ona müracaat
edenler çok azdı veya müracaat eden hiç kimse yoktu. Bu meseleye şaşıran
doktor Allah Resulü’nün (s.a.a) huzuruna vararak şikayette bulundu.
Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: “Bu şehrin durumu böyledir zira ben
insanlara tam iştahları olmadıkça yemek yememelerini ve henüz doymadan
yemekten el çekmelerini söyledim.” O doktor şöyle arz etti: “Siz tıp ve
sağlığın bütün kanunlarını bu bir emrinizle beyan etmişsiniz. Bu yüzden bu
şehrin halkı kolay kolay hasta olmamaktadırlar.”
Ali (a.s) yemeğe
başlamak hususunda çok önemli bir tavsiyede bulunarak şöyle buyurmuştur:
“Yemeğe tuzla başlayınız. Eğer insanlar tuzda olan faydaları bilselerdi, onu
denenmiş ilaçlara tercih ederlerdi.”
Allah Resulü (s.a.a)
sıcak yemek yemeyi yasaklamış; Allah’ın, sıcaklığı gitmiş yemekleri
bereketli kıldığını ilan etmiş ve soğuması için yemeğe üfürülmesini de
yasaklamıştır.
İnsan yemek yerken
yanında bir canlı varsa insanın ona teveccüh etmemesi şiddetle
yasaklanmıştır.
Necih şöyle diyor: “İmam
Hasan-ı Mücteba’yı (a.s) yemek yerken gördüm, karşısında bir köpek durmuştu,
bir lokmayı kendisi yiyor ve bir lokmayı da köpeğe veriyordu. Ona şöyle arz
ettim: Neden bu hayvanı buradan kovmuyorsunuz? ” İmam şöyle buyurdu: “Bırak
kalsın; Allah’tan, canlı bir hayvan yemek yediğimde bana bakarken ona karşı
ilgisiz kalmaktan haya ediyorum.”
Evet, hem yemek, hem de
yedirmek gerekir. Zira yemek bedenin bir gereğidir. Yedirmek ise ahlak ve
yüceliğin tecellisidir. İhtiyaç sahiplerinin sıkıntılarını gidermek Hak
Teala'nın rahmet lütuf ve mağfiretine sebep olmaktadır.
Bu konuda, aileye,
akrabalara ve insanlara karşı sıkı davranmak insaftan uzak bir davranıştır
ve de şeytanın rengine bürünmektir.
Hz. Hasan-ı Mücteba
(a.s) şöyle buyurmuştur: “Sofrada on iki haslet vardır ki her Müslümanın
onları tanıması gerekir: “Nimeti ve nimet yaratıcısını tanımak, günlük
işlerinde hakkın takdirine rızayet göstermek, yemek yerken bismillah demek,
yemek yedikten sonra nimete şükretmek, yemek yemeden önce abdest almak, sol
tarafına oturmak, üç parmağıyla yemek, parmaklarını yalamak, önüne
bırakılandan yemek, lokmayı küçük tutmak, güzel çiğnemek ve sofrada
oturanlara az bakmak.”
İmam Rıza (a.s) da şöyle
tavsiyede bulunmuşlardır: “Gece az yiyiniz zira; az ve hafif yemek,
liyakatinize ve zayıflığınıza yardımcı olur.”
Allah Resulü (s.a.a)
şöyle buyurmuştur: “Her kimin Allah nezdinde tesbihi ve Allah’ı övmesi çok,
yiyeceği, içeceği ve uykusu az olursa, ilahi meleklerin iştiyakına mahzar
olur.”
Hakeza Allah Resulü
(s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Elbise, yiyecek ve içecek hususunda beden ve
karınlarınıza insaflı davranınız; şüphesiz bu riayet nübüvvetin bir
parçasıdır.”
Ali (a.s) da şöyle
buyurmuştur: “Az yemek, nefsin yüceliği ve sıhhatin devam sebebidir.”
Hakeza İmam Ali (as. )
şöyle buyurmuştur: “Münezzeh olan Allah, kulun salahını dilediğinde takdirde
ona az konuşmayı, az uyumayı, az yemeyi ilham eder.”
İlk aşamada evin
reisinin, daha sonra da ev halkının ciddi ve kesin olarak riayet etmeleri
gereken önemli meselelerden biri de sigara, nargile ve benzeri dumanlı
maddelerden sakınmalarıdır.
Dumanlı maddeler her
türüyle, Şii fakihlerinden bazısının görüşüne göre şer’i açıdan haramdır.
Zira tedricen insanın sağlığını tehdit etmekte ve bazen de ahlaki ve
toplumsal fesatlara sebep olmaktadır.
İslam’ın şiddetle
yasakladığı şeylerden diğer biri de tarak, havlu, diş fırçası ve genellikle
şahsi kullanılan malların ortak kullanımıdır.
Bu meselelerin, bütün
aileler ve özellikle de aile reisi tarafından, cisim, ahlak ve ruhu koruma
açısından riayet edilmesi gerekir. Zira bu tür şeylere riayet, dini emirlere
riayet olduğundan ibadet sayılmaktadır. Bunlara riayet etmemek ise, günah
olmanın yanı sıra kınanmaya ve Hakkın cezasına neden olmaktadır.
Resulullah (s.a.a) şöyle
buyurmuştur:
“Güzel ahlaklı olunuz.
Şüphesiz güzel ahlak cennettedir. Kötü ahlaktan sakınınız. Şüphesiz kötü
ahlak ise ateştedir.”