Tasavvuf Dinimizin Neresindedir

yorum yok
2 views okuma
13 Eylül, 2013

orangeTasavvuf Dinimizin Neresindedir

Tasavvuf,dini ayri bir nese içinde tatbik ve takdimi hedeflemistir.Bunun için en büyük sermayesi ilahi muhabbettir.
Çoklari su soruyu soruyorlar:
“Allah’u Teala bütün insanliga din olarak islam’i seçti ve Peygamberi Hz.Muhammed(a.s.)ile bu dini teblig etti.
Din,Kitap ve Sünnet ile tamamlandi.
Allah’u Teala,bu dinden baska bir yol arayanin ortaya koydugunu kabul etmeyecegini ve o kimsenin ahirette perisan olacagini bildirdi.Hal bu iken,Islam aleminde tasavvufi ekol olarak ortaya çikan bir çok yollar görüyoruz.
Bunlar neyin nesidir ve kimin sesidir?Insanlari neye çagirirlar ve neden ayri bir adla anilirlar?
Bunlar yeni bir din midir,yoksa eski bir hurafe midir?
“Soru sahibinin Islam hakkindaki sözlerine aynen katiliyoruz.
Elbette insanlar tarafindan Islam’in disinda din yerine konulacak bütün modeller ve fikirler,Allah katinda kabul edilmeyecektir.
Ve basinda Hz.Resulullah’in(a.s.)bulunmadigi hiç bir yol,yolculari Allah’a ulastirmayacaktir.
ilahi riza ve edebin disindaki bütün yasantilar,insanligin dünyada ve ahirette yüzünü güldürmeyecektir.
Evet hak din tamamlanmis ve teblig edilmistir.
Bundan sonra bütün müctehid,mürsid,mücahid ve müslümanlara kalan ise,bu dini Allah’in muradina uygun olarak anlamak,yasamak ve yaymaktir.
Iste dinin hakkiyla anlasilmasi ve geregince yasanmasi için fakihler dinin fikih alaninda,müfessirler tefsir meydaninda,muhaddisler hadis sahasinda,diger alimler de kendi branslarinda derinleserek Islam ilimlerini ihyaya ve yaymaya çalistilar.
Tasavvuf büyükleri ise bu ilimlerin özüne ve en önemlisine el attilar:
Önce kalbe ve kalple ilgili ilimlere yöneldiler.Çünkü Resulullah(a.s.)Efendimiz,isin esasini kalbe bagliyor ve bunu en veciz ifadelerle:
“Dikkat edin!
insan vücudunda öyle bir parça vardir ki,o iyi olursa bütün vücut iyilik üzere hareket eder;o bozulursa,bütün vücut fesada gider.
“(Buhari,Müslim,Ibnu Mace)seklinde dile getiriyordu.
Cenab-i Hakk ise:”Dikkat edin!
Kalpler ancak Allah’in zikriyle huzur bulur
“(Ra’d/13-28)uyarisiyla dikkatleri yine kalbe çeviriyordu.
Bunun için tasavvuf büyükleri diger ilimlerden yeterince elde ettikten sonra,tefsirde,fikih kitaplarinda ve hadis serhlerinde anlatilan dinin hükümlerini ve edeplerini ihlasla uygulamaya koyuldular.
Ilmi amele,ameli hikmete,hikmeti ilahi muhabbete çevirmek için çalistilar.
Dinin edebiyatiyla degil,edebiyle ugrastilar.Zikrin üzerinde çok durdular.
Onu hayatin her safhasina yaymaya çalistilar.
Bunda -Allah’in izniyle- mivaffak da oldular.
Böylece din,kamil Mü’minler ve hakiki mürsidler tarafindan bütün hakikatiyla yasanarak,insanlarin önünde en güzel sekliyle temsil ve tatbik edildi.
Tasavvuf,dini ayri bir nese içinde tatbik ve takdimi hedeflemistir.Bunun için en büyük sermayesi ialhi muhabbettir Tasavvuf terbiyesi muhabbet,ihlas ve teslimiyete dayanir.
Ilahi ask ne edep olmadan bu yolda muvaffak olunamaz.
Tasavvuf kalp ayagi ile yol alir.Kalp temizlenmeden maneviyatin tadina varilamaz.
Kalplerin tabibleri olarak tanitabilecegimiz kamil mürsidler,amelde dört hak mezhepten birisine mensubturlar.
Itikat olarak,Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat çizgisinde ve sirat-i müstakim caddesindedirler.Manevi terbiye isine gelince arifler,
bu konuda degisik metod ve farkli mesrebleri tercih ettiler.
Kalbin manevi hastaliklarindan dünya muhabbetinden ve nefsin esaretinden kurtulmasi için Kur’an ve Sünnetin tarif ettigi usülleri,tasvip ettigi prensipleri,tesvik ettigi edepleri ortaya çikardilar.
Yine Kur’an ve Sünnetin isaretlerinden yola çikarak,bir takim metodlar gelistirdiler.
Bu terbiyenin bizzat talim edildigi yerler ve müesseseler insa ettiler.Terbiye yollarini ve hallerini ifade eden bir takim özel tabir ve terimler kullandilar.
Böylece,dinin diger ilimlerde oldugu gibi,manevi tezkiye ve terbiye alaninda da bir çok yollar ortaya çikti.Bütün bu yollarla varilmak istenen nokta,kalbin islahi ve dinin gerçek manasiyla yasanmasidir.
Çünkü Allah Resulu’nün(a.s.)en birinci vazifesi kalbi küfür,sirk,isyan ve gefletten arindirip,insani ihlas derecesinde kulluga ulastirmaktir.
Tasavvufun üstlendigi ve hedefledigi de budur.Imam Rabbani(k.s.)tasavvuf terbiyesinin bu hedefini söyle ifade etmistir.
“Tasavuf ve hakikat menzillerini asip geçmekten maksat;riza makami için gerekli olan ihlasintahsilidir,baska bir sey degildir.
” “Bu yola girmekten maksat,hakiki imana ulasip,ilahi emir ve hükümleri muhabbetle uygulamaktir.”
Tasavvuf,dinimizin kabul etmedigi hiç bir seyi ortaya koyamaz ve insana dinin istemedigi yeni mükellefiyet getiremez,getirmemistir de.
Onun istedigi seyler dinimizce ya farz,ya vacip,ya sünnet,ya müstehab,ya mendub ya da mübah kilinan bir ameldir.
Hz.Peygamber’in(a.s.)gerçek varisi kamil mürsidlerin müridlerinden istedigi her sey,Kur’an ve Sünnettin ya açik ifadelerine,
ya delalet ve isaretlerine ve yahut islam’in ruhuna uymak zorundadir.
Onlarin,insanin terbiyesi ve terakkisi için ortaya koyduklari uygulamalarin bir çogu da”Kim islam’da güzel bir çigir açarsa,kendisinden sonra o güzel seyle amel edenlerin sevabinin bir misli de ona yazilir.
Amel edenlerin sevaplarindan da bir noksanlasma olmaz.
“(Müslim,Nesai,Ibni Mace)hadis-i serifiyle anlatilan”güzel çigir”içine girmektedir.
Kur’an ve Sünnet çizgisinde giden tasavvuf incelendiginde,bunun böyle oldugu görülecektir.
Mürsid,müridine sadece Allah’u Teala’nin ve Resulullah’in emirlerini hatirlatip,onlari ihlasla yapmasina yardimci olur.
Tasavvufun terbiye alaninda kullanigi kendine has tabirlere takilip,”seyru sulük”adi altinda yapilan bu islerin dinimizin istedigi seylerin disinda oldugu düsünülmemelidir.
Çünkü bunlarin her biri isim olarak bulunmasada asil olarak dinin hükümleri içinde mevcuttur.
Söyle ki:
Tasavvufta “vird”,”hatme”gibi isimlerle anilan ve “veliligin diplomasi”olarak tanimlanan zikir,esasi itibariyla Kur’an’da sekli belirtilmeden umumi bir emirle her mü’mine farz kilinmistir.
Ancak tasavvufta bunun hususi sekilleri tesbit edilmistir.
Mürsidlerin üzerinde çok durdugu”rabita”,her mükelleften istenen”esyayi tefekkür”ün bir çesididir.
Rabitada tefekkür edilecek zat,yeryüzünde Allah’in halifesi olan kamil bir kimsedir.
Bu haliyle mürsid,mevcut varliklarin içinde en mükemmel tecellilere mazhar olacak bir makamdadir.
Kendisine yüksek seviyede ilahi nur ve edep mevcuttur.
Müridin yapacagi is,o nura kalbi baglayip nasiplenmek ve ondaki tecelli ile edeplenmektir.
Kamil insandaki nura ve tecelliye gözünü açamayan kimsenin,diger esyadan bir sey anlamasi oldukça zordur.Bunun için rabita,tasavvufun temel esaslari arasinda sayilmistir.
Her müridden beklenen”teslimiyet”,dinimizin imama itaat emrinden baska bir sey degildir.
Tasavvuf terbiyesinin temeli olan”tevbe”,Peygamberler dahil,herkezden istenen bir farzdir.
Tasavvuf yoluna girerken seyhe”intisap etme” “inabe”ve “el tutma”ameli,Kur’an ve Sünnette tesvik edilen bey’atin aynisidir.
Tasavufun temeli kabul edilen ve her iste istenen “edep”,en güzeliyle Hz.Resulullah’in(a.s.)ahlakidir.
Sadik müridligin baslangici sayilan”fena fi’l-ihvan (kardeslerini nefsi gibi sevme)”vazifesi,kamil mü’min olmanin sartidir.
Mürsidini nefsinden çok sevme diye tarif edilen “fena fi’s-seyh”hali,Allah yolunda rehber olan zatin Allah için sevilmesinden ibarettir.
Bu sevgi,Peygamber varisi kamil mürsitte isbat edildikten sonra,bir üst dereceye intikal eder.
Bundan sonra mürid,Hz.Resulullah’i (a.s.)her seyden çok sevme derecesine ulasir.
Kamil mü’min olmak için bu sevgi sarttir.Bu sevgi derecesine tasavvufta “fena fi’r-Rasul” ismi verilir.
Bu sevgi ve edebin zirvesi,kalbin tamamen Allah sevgisiyle dolmasi ve her seyin Allah rizasi için yapilmasidir.
Ehl-i tasavvuf bu hali “fena fillah”ve”beka billah”tabiriyle ifade etmislerdir.
Bu hal,hadis-i serifte “ihsan hali”olarak tanitilmistir.
Tasavvufta nafile ibadetlerden üstün sayilan”hizmet”,Allah yolunda mal ve can ile yapilmasi istenen cihadin ta kendisidir.
Kisaca,kamil mürsid sadik müridinden her ne istemisse o amel,Allah Teala’nin kulundan istedigi ve kendisine sevap vaad ettigi bir ameldir.
Kur’an ve sünnettin hizmetcisi olan tasavvuf,imamin inkisafini,dinin ihlasla yasanmasi ve bütün mü’minlerin Allah sevgisi etrafinda kaynasmasini hedefe almis nurlu ve kutlu bir terbiye yoludur.
O,her seyi ile Allah’in rahmetini,Ra,sulullah’in edebini ve dinin güzelligini isbat eder.
Bu arada söyle bir itirazla karsilasabiliriz:”Anlatilan ölçülerdeki tasavvufa girmesek de fikir olarak bir diyecegimiz yok.
Ancak bize göre bunlar daha çok tarihte kalmis seylerdir.
Günümüzde tasavvuf adi altinda öyle karanlik isler çevirenleri duyduk ve gördük ki,yaptiklari degil takvaya,en zayif fetvaya bile uymuyor.Bunlara ne demelidir?”
Evet,tasavvufun adini kullanarak din disi islere girenler ve insanlari dininden edenler tarihte olmustur,günümüzde de olabilir.
Bu kimseler konumuz disindadir.
Çünkü onlar,Sirat-i Müstakim caddesinde degillerdir..Onlarin fesat ve fitnesiyle temiz tasavvuf mahkum edilemez.Sayte seyhlerin seytanliklari,kamil mürsidlerin güzelligini perdeleyemez.
Aksine onlardaki güzel halin ve yüksek kemalin görülmesine sebep olur.Karanlik olmazsa,aydinligin kiymeti bilinemez.
Onlara denecek tek sey sudur:”Ey Allah’in temiz dini ile alay edenler’Samimi olarak tevbe edin,kalbinizle ve amelinizle Allah’a yönelin.Yoksa Allah sizden intikamini alir dünya ve ahirette yüzünüz kararir.
Bilin ki,güzel din temiz vicdanlar sizi kabul etmiyor.
“Herkezin gizli-açik bütün halini en iyi bilen Allah,hesap görücü olarak yeter.Hamdolsun O’na…
tasavvuf, tasavvuf sohbetleri, dini sohbet, tasavvuf dinin neresindedir
SeLam Ve Dua iLe


Bir önceki yazımda « makalem var.

Site web editörü olan admin makale yazarlığı yapar. Site web editörü olan admin .

Benzer Yazılar

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Allahü teâlâ imanı, kıymetli ve güzel olarak ...

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Geçimsizlikler, hep dinimizin dışına ...

Müslümanlarda Hor Görme Küçüklüğü Başladı,Aynı imânı paylaşanlar ...

Yorumlar



Bir Yorum Yazmak İstermisiniz ?

*