Zamanın da Rabbi-islami sohbet-nur sohbet

yorum yok
0 views okuma
28 Eylül, 2012

Malumunuzdur ki bir şeyden münezzeh olan o şeye hükmedendir…

Zamanın Rabbi de Allah dır…

Amr b. Ahtab (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: “Allah Rasulü (s.a.v.) bir gün sabah namazını kıldırdı ve minbere çıkarak tâ öğle vakti girinceye kadar bize hitap etti. Sonra minberden inip namaz kıldırdı. Tekrar minbere çıkıp ikindi vakti girinceye kadar bize hitap etti. Sonra inerek namaz kıldırdı. Sonra tekrar minbere çıktı ve bize güneş batıncaya kadar konuştu. Olmuş ve olacak her şeyi bize haber verdi. Bunları en iyi bilenimiz, -dinde- en derin anlayış sahibi olanımızdır.” (Müslim: 2892)

Raulüllah (s.a.v.)’in gerek kendi dönemine kadar olmuş gerekse kendisinden sonra olacak hadiselere ilişkin gün boyu uzunca konuşma yaptığına ilişkin bu rivayeti buraya almamızın maksadı kesin ve doğru bilgiye kaynaklık eden vahiyle müeyyed Rasulün gelecekte olacaklara dair zaman zaman paylaşımlarda bulunduğu noktasında bir ufuk aralamak içindi.

Biz de bu yazımızda gerek Kur’an’ı Kerim gerekse hadisi şeriflerde geleceğe ışık tutan ve tarihin nasıl seyredeceğine ilişkin öngörüde bulunmamıza, sis perdesini aralamamıza yardımcı olacak “ilahi beyan”ı paylaşmaya çalışacağız.

Son ve evrensel dinini göndererek tarihe müdahale eden Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Dini (İslam’ı) bütün dinlere egemen kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O’dur, müşrikler istemese de!” (Tevbe: 9/33)

Allah (c.c.) dinini henüz Rasulü hayattayken bütün Arap yarım adasına egemen kılmıştı. Ardından Raşidi Halifeler, Emevi, Abbasi ve Osmanlı döneminde ise binlerce yıllık köklü uygarlıklara, tahrif edilmiş dinlere ve onların gölgesinde kurulmuş olan imparatorluklara egemen kıldı Rabbimiz dinini…

Lakin hepimizin bildiği gibi Allah’ın dini en son Osmanlı Devletinin elinde üç kıtaya egemen olmuştu. Yani ayette belirtildiği üzere henüz bütün dinlere egemen olmadı. Osmanlının egemen olduğu üç kıtanın dışında dünyanın geri kalanında; gerek Avrupa ve Amerikan kıtası gibi tahrif edilmiş dinlerin bulunduğu gerek Asya kıtası gibi büyük ölçüde insan kaynaklı dinlerin bulunduğu gerekse Afrika kıtası gibi kimi ilkel kabile dinlerinin halı hazırda varlığını sürdürdüğü bölgelerde Allah’ın dini egemen olmadı. Dolayısıyla Allah’ın, İslam’ı gönderirken; tarihe müdahale ederken ki kastı henüz tam olarak gerçekleşmedi.

Varlığı kusursuz yaratan Allah (c.c.) maksadını gerçekleştirmeden kendi yarattığı insanın tarihi serüvenini sonlandırır mı? Yani dinini bütün dinlere egemen kılmadan tarihi sonlandırır mı? Düşünsenize, Allah (c.c.) bir din gönderecek, bu dini gönderiş gayesini “bütün dinlere egemen kılma” olarak beyan edecek ve bu planı gerçekleşmeden kıyameti koparacak; tarihi, dünya hayatını sonlandıracak!!!

İtikadi literatürümüzde dünya hayatının sonlanması olarak tanımlanan ve tamamen vakti saatini Rabbimizin belirleyeceği kıyamet ile dini bütün dinlere egemen kılma gibi iki planın örtüşmemesi (!) Bu Allah (c.c.) için –haşa- düşünülemeyecek çelişkili bir durumdur. “Kudret ve izzet sahibi Rabbin, insanların her türlü tasavvurunun üstünde (bir yüceliğe sahip)tir.” (Saffat: 37/180)

Yukarıda zikrettiğimiz ayetten anlaşıldığı kadarıyla İslam diğer bütün dinlere egemen olmak üzere tarih sahnesine yeniden çıkacaktır. Bu kanaati güçlendiren bir karine de Sevbân (r.a.)’dan rivayet edilen şu hadisi şeriftir.

Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Allah yeryüzünü benim için dürüp topladı, ben de (yeryüzünün) doğusunu da batısını da gördüm. Ümmetimin mülkü, bana gösterilen yerlere kadar uzanacaktır.” (Müslim: 2889)

Bu hadisi şeriften de kıyamet kopmadan önce yeryüzünde küresel çapta egemen olacak uygarlığın Liberalizm değil İslam uygarlığı olduğu, İslam ümmetinin de bu dine inanmış ümmet olarak tarih sahnesine yeniden çıkacağı anlaşılmaktadır. Hem de bu çıkış, tarihe müdahale ediş öylesine büyük, öylesine görkemli bir tarihi olaydır ki, güneşin doğup battığı her yere etki edecek bir olaydır. Geleceğe dair bu öngörü/kanaati besleyen hadisi şeriflerden birinde Allah Rasulü (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır:

“Muhakkak ki, bu iş (bu dinin etki alanı) gece ve gündüzün ulaştığı yerlere ulaşacaktır. Allah ne bir kerpiç ev ne de bir keçe çadır bırakmayacak; azizi aziz ederek, zelili zelil ederek, bu dini ona dahil edecektir. Allah’ın bu işte aziz edeceği İslâm’dır. Allah’ın bu işte zelil edeceği küfürdür.” (Ahmet b. Hanbel – Taberani – İbni Hibban)

Rabbimiz Nur suresinin 55. ayetinde şöyle buyurmaktadır:

“Allah sizden inanan ve salip ameller işleyenlere, kendilerinden öncekileri yaptığı gibi onları da muhakkak yeryüzünün hükümranları yapacağına, onlara kendileri için seçtiği dinlerini icra etme imkanı vereceğine, kesinlikle onları korkularının ardından güvenceye erdireceğine dair, yeminle söz verdi…” (Nur: 24/55)

Müfessirlerin çoğunluğu bu ayeti kerimenin içerdiği yeryüzü hükümranlığı müjdesinin umumi bir ifade olduğu; her hangi bir zaman ve mekan tahdidinde bulunmaksızın inanan ve salih amel işleyen tüm müminleri kapsadığını ifade etmektedirler.

“(Bu) Allah’ın vaadidir. Allah asla vaadinden caymaz. Ancak insanların çoğu bilmezler.” (Rum. 30/6)

Fukuyama’nın, Liberalizmin küreselleşme ile birlikte İslam’ı da içine alacak şekilde tüm yerel kültürleri kendi yörüngesinde şekillendirerek kıyamete kadar varlığını sürdüreceğine ilişkin varsayımdan öteye geçmeyen tezi dünyanın geri kalanını yok sayan tipik Avrupa merkezli bir gelecek okumasıdır. Bu okuma biçimi müstekbir bir okuma biçimidir. Bizler bu okuma biçimine aşınayız. Zira Avrupa’nın geçmişi okuma biçimi de böyleydi. Kelimenin tam anlamıyla zulümat olan karanlık deneyimini bütün insanlığın deneyimiymiş gibi sunan Avrupa, insanlığa benzerine tanık olmadığı emsalsiz bir medeniyet deneyimi sunmuş olan İslam’ın güneşinin parladığı ortaçağı karanlık çağ olarak kavramsallaştırmış ve bir de bunu tarih şeridi diye bir tablo içinde tüm insanlığın bilinçaltına zerk etmişti. Müslümanların yaşadığı coğrafyalarda eğitim programlarına, ders kitaplarına bilinçle sokulan, aydınların dillerine pelesenk olmuş bu bakış açısı ümmeti kendi tarihi ve medeniyeti noktasında güven bunalımına sürüklemişti.

Benzer şekilde Fukuyama’nın “Tarihin sonu ve liberalizmin zaferi” tezi Avrupa/Rönesans merkezli gelecek okuma biçiminden başka bir şey değildir. Evet, bu tez liberalizmi ilah yerine koyup bu ideolojiyi insanlığın zihninde ölümsüz kılmaya dönük maksatlı, illüzyonist, propagandadan başka bir şey değildir. Son yüzyılda batılı kültürü ciğerinin derinliklerine kadar solumuş, tüm zihinsel kodlarını Rönesansın ve aydınlanmanın ürettiği ideolojilerle formatlamış ve bu süreçte kendi anlam haritaları zihninden tümüyle silinmiş olanlar şimdide Müslüman zihinleri illüzyonist bir maharetle büyülemeye çalışmakta ve kendi mabedinde Wall Stret’te ve bütün dünya da taşlanan bu ideolojiyi ölümsüzleştirmeye çalışmaktadırlar. Hatta bu çerçevede sözüm ona “Allah sözü/ayet” gibi

sorgulanamaz bir söz ortaya atmaktadırlar: “Liberalizm ölümsüzdür, krizler onun yıkılacağını göstermez, bilakis liberalizm krizlerden beslenir!!” diye…

Sahibini bile şaşırtacak ölçekte bu teze inanmış ve bu tezi bizim mahallemizde pazarlayanlar tarih karşısında mahcup olmakla kalmayacak, makus talihini aslına irca ettirmenin eşiğine geldiği şu önemli dönemeçte ümmetimiz bu sözüm ona aydınları utanç duvarına kaydederek, onları ihanetleri ile ölümsüzleştirecektir.

Rabbimiz bir Kur’an ayetinde şöyle buyurmaktadır: “Onlar Allah’ın nurunu ağızları ile söndürmek istiyorlar. Oysa Allah, kâfirlerin hoşuna gitmese de, nurunu kesinlikle tamama erdirmekte kararlıdır.” (Tevbe: 9/32)

Bu ayeti kerimenin umumi anlamından kafirlerin Allah’ın nurunu (İslam’ın mesajını) söndürmek için psikolojik savaş ve propaganda yöntemleri başta olmak üzere her türlü yöntemi devreye sokacaklarını anlıyoruz. “Liberalizmin zaferi” tezini bir fizik kuralı gibi genel geçer bir kabul kılmak, kıyamete kadar insanlığı aydınlatmak üzere gönderilmiş Allah’ın nurunu söndürmeye matuf, maksatlı bir propagandanın ürünüdür. Gerçekte Fukuyama bu tezi kaleme aldığında küresel çapta bu kadar etki yapacağını düşünmemişti. Nihayetinde bu basit bir tezdi. Lakin dünyanın servetlerini sömüren küresel, uluslar aşırı şirketler sahip olduğu iletişim aygıtları ve dünyanın dört bir tarafındaki kalemşörleri aracılığıyla ideolojilerini ölümsüzleştirmek için bunu müthiş bir propagandaya dönüştürdüler. Böylece insanların zihninde bir şartlandırma meydana getirerek liberalizmi alternatifsiz kılmaya çalışıyorlardı.

“Artık ‘kötülüğü örgütleyip düzenleyenler’, Allah’ın, kendilerini yerin dibine geçirmeyeceğinden veya şuuruna varamayacakları yerden azabın gelmeyeceğinden emin midirler? (Nahl. 16/45)

“Onlardan öncekiler de peygamberlerine tuzaklar kurdular da, Allah kurdukları yapının temellerini çökerterek tavanını başlarına indirdi; Allah’ın azabı, hiç ummadıkları taraftan başlarına iniverdi. (Nahl. 16/26)

Evet, kapitalizm ve onun bir parçası olan liberalizm ideologlarının hiç ummadıkları biçimde Rabbimiz tarafından temelleri çökertilerek başlarına geçiriliyor. ABD Başkanı Obama’nın danışmanı Brizezinski “ABD’nin düşman bir nükleer güç tarafından değil ideolojisindeki tutarsızlıktan dolayı çökeceğini” söylüyor. Bu ideolojiyi illüzyonist propaganda yöntemleri ile biraz daha yaşatma umudunu taşıyanlar bilmeliler ki, içinden geçtiğimiz yüzyıl bir ideolojinin çöküşüne tanık olduğumuz bir yüzyıldır. Halbuki komünist ideologlar; proletarya ve ardından komünizmin hazırlayıcısı sosyalizm döneminin yaşanacağı, süreç içinde burjuvazinin ve ardından devlet mekanizmasın tamamen ortadan kalkarak ideal Komünal döneme geçileceğine, bu arada bilimsel gelişmeler arttıkça “Allah” fikrinin tümüyle ortadan kalkacağına dair bir gelecek öngörüsünde bulunmuşlardı. Lakin komünist ideologların öngörüleri tutmadı. Allah (c.c.)onların, örümcek ağı kadar zayıf olan düzenlerini başlarına geçirdi.

“Kötü söz (Allah’ın dininin dışındaki tüm izmler)ise, kötü bir ağaç gibidir: Onun kökü yerin üstünden koparılmış, kararı (yerinde durma, tutunma imkânı) kalmamıştır. Allah, iman edenleri, dünya hayatında ve ahirette sapasağlam sözle (Kelim-i Tevhid ile) sebat (istikrarlı bir düzen içinde) tutar. Zalimleri de şaşırtıp saptırır; Allah dilediğini yapar.

 

dini sohbet,dini sohbet odaları,dini chat,dini sohbetler,dinisohbet,dinichat,dini sohbet siteleri,islami sohbet,nur sohbet,nur chat,seviyeli sohbet,muhabbet,nur sohbet odalari,nur chat odalari


Bir önceki yazımda « makalem var.

Site web editörü olan admin makale yazarlığı yapar. Site web editörü olan admin .

ETİKETLER :

Benzer Yazılar

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Hastalık, fakirlik, iftiraya uğramak gibi dert ...

Sual: Allahü teâlâyı sevmek nasıl olur? CEVAP Allahü teâlâyı sevmek ...

Sual: Allah’ı niye sevmek gerekir? CEVAP Allahü teâlâyı sevmenin beş ...

Yorumlar



Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.